Yaşlılarda Cerrahi Tedavi

Yaşlılarda Cerrahi Tedavi

——————————————————————————–

Hazırlayan: Prof. Dr. Metin ÇAKMAKÇI – Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı

Birkaç yıl içerisinde batı toplumlarında 65 yaşın üzerindeki kişiler, nüfusun %25′inden daha büyük oranını oluşturacaktır. Bu kişilerin azımsanmayacak bir kısmında değişik cerrahi işlemlerin uygulanması gerekecektir. Bu cerrahi girişimler ise sağlıklı ve özellikle de kaliteli uzun bir ömrün sağlanmasındaki en önemli unsurlardan biri olacaktır.

Bu süreç içerisinde cerrahlar ve ilişkili dalların tüm üyeleri, yaşlı hastaların özel gereksinimleri ve bu insanların biyolojik ayrıcalıkları konusunda bilgilenmiş ve uygulamalarda daha da çok dikkat ediyor olmak zorunda olacaklardır. Yaşlanmanın oluşturduğu farklılıklara ek olarak, özellikle. eşlik eden hastalıkların varlığı, acil ortamda bu hastalıklarla karşılaşma oranının yüksekliği ve bu durumdaki prezentasyonunun olası farklılığı, tedavi sonundaki hedeflerin değişik olabilmesi ve hatta gerekli olabilecek ek iletişim becerileri bu popülasyona yönelik uygulamalardaki ayrıcalıkların yalnızca birkaç yönüdür.

Cerrahi hasta ile ilgili temel kavramlardan bazıları şunlardır:

(1) Hastalığa neden olan olay sıkça biyolojik yaşlanma sürecinin kendisidir,

(2) Takvim yaşının artmasıyla birlikte hastalığa bağlı mortalite artar,

(3) Yaşın artması ile birlikte (genelde sanıldığından daha az olmak üzere) cerrahi morbidite ve mortalite de artar.

Bununla birlikte, veriler çok değişkenli olarak dikkatli analiz edildiğinde, morbidite-mortalite artışının esas olarak yaş- tan değil de, yaşla birlikte artan
(a) ek tıbbi sorunlardan ve
(b) acil cerrahi girişimlerin daha sık görülmesinden kaynaklandığı anlaşılır.
Acil cerrahi işlemler, organ sistemlerinin gençlere oranla daha az rezervleri olduğu için. yaşlı hastalarda daha zor tolere edilirler.

(4) Tedavinin hedefi yaşamı uzatmak ise de, bu yaş grubunda, cerrahi tedavi ile sağlanacak yaşamın “kalitesi” de en önemli unsurlardan birisidir; başkalarından bağımsız, onurlu ve eziyetsiz bir yaşamın tedavi sonunda hedeflenme- si gerekir.

(5) Bu, agressif bir cerrahi yaklaşımın olmaması anlamında algılanmamalıdır; aksine, sorunların tam gelişmesi ve ağırlaşması beklenmeden, proaktif cerrahi tutum daha başarılı olur.

Yaşlılık ve Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yaşlılarda Görülen Depresif Bozukluklar

Yaşlılarda Görülen Depresif Bozukluklar

——————————————————————————–

Hazırlayanlar
Doç. Dr. Füsun Ersoy, Kırıkkale Ü. Tıp Fak. Aile Hekimliği AD
Yrd. Doç. Dr. Cumhur Boratav, Kırıkkale Ü. Tıp Fak. Psikiyatri AD
Uzm. Dr. Tamer Edirne, Kırıkkale Devlet Hastane Aile Hekimliği

Son 20-30 yıldır özellikle koruyucu sağlık hizmetlerinde, sağlığı koruyucu politikalarda ve yaklaşımlardaki farklılaşmalar, tanı ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler ve teknolojik-bilimsel yenilikler, ortalama yaşam süresinde artışa neden olmuş, dolayısıyla yaşlılık ve kronik hastalıklarla ilgili araştırma ve çalışmalar da önem kazanmaya başlamıştır. Depresif belirtiler yaşlılıkta sık görülmekle birlikte bu belirtilere yol açan psikiyatrik bozuklukların görülme sıklığı gençlerle hemen hemen aynıdır. Hastanede yatan yaşlı hastalarda poliklinik hastalarına göre, kanser, demans, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların bulunduğu yaşlılarda hastalığı bulunmayanlara göre ve huzurevlerinde kalanlarda ailesi yanında kalanlara göre depresyonun daha sık görüldüğü bildirilmektedir.

Bazen yaşlılarda kronik ağrı gibi fiziksel bir bozukluğu düşündüren belirtilerin altta yatan nedeni depresyon olabilmektedir. Çocuklarda olduğu gibi yaşlılarda da depresyon maskelenebilir. Belirtiler somatik ağırlıklı olabilir, yaşlılığın getirdiği yaşam biçiminin doğal gidişi olarak değerlendirilip atlanabilir. Yaşlı hastalarda suçluluk, perseküsyon (kendini küçük görme ve aşağılama), kendine olan saygının yitirilmesi gibi duygulanımlara daha az rastlanır. Bununla birlikte orta yaş grubunda fiziksel yakınmalar, bir konuya yoğunlaşmada azalma, gelecek hakkında karamsar olma, aile ve arkadaşlarından uzaklaşma gibi belirtiler daha sık görülür

Özellikle yalnız yaşayan, erkek hastalarda, birinci derecede yakınını yitirmiş, alkol kullanan yaşlılarda depresyona bağlı özkıyım (intahar) girişimi riski mutlaka akılda bulundurulmalıdır. Depresif yaşlı hastaların mal ve mülkünün paylaşımıyla ilgili yazılı ve sözlü girişimlerde bulunması da özkıyım riski açısından ele alınabilecek bir ipucudur.

ABD ve Ingiltere’ deki hekimlerin yaşlı hastalarla ilgili tanıları karşılaştırıldığında, ABD’deki hekimlerin tanı koydurucu belirgin belirtiler olsa bile, depresyondan önce fiziksel hastalığın tanı ve tedavisine yöneldikleri bir çalışmada saptanmıştır. Bu durum birden fazla somatik yakınması olan yaşlı hastalarda daha da belirginleşmektedir. Oysa böyle durumlarda öncelikle birincil tanı olarak depresyon olasılığını akla gelmelidir.

Eğer yaşlı bir hastanın başka bir psikiyatrik rahatsızlığı yoksa, o da diğer genç hastalar gibi gelecek hakkında iyimser olabilir. Yaşlılarda depresif bozukluk ve bununla ilintili psikiyatrik hastalık oluşumuna zemin hazırlayan başlıca risk etmenleri, hareketliliğin azalması, kendine bakım gücü ve kapasitesinin azalması, duyu kusurlarının ortaya çıkması, önceden bir psikiyatrik bozukluk bulunması, sevilen birinin yitimi gibi üzücü bir olayın yaşanması ve fiziksel bir hastalığın bulunmasıdır. Tanı konmamış tiroid hastalığı ve kronik hastalıklar için kullanılan ilaç ve tıbbi uygulamalar ile vitamin B12 eksikliği de depresyon oluşumuna zemin hazırlayabilen nedenlerdendir. Bazı kronik hastalıklarda uzun süreli kulanım zorunluluğu olan ilaçlar depresyona yol açmaktadır. Inme geçiren yaşlıların 1/5′inde depresyon görüldüğünden söz edilmektedir.

Yaşlıları depresyon açısından değerlendirmede yaygın olarak kullanılan iki ölçek, 30 maddeli Yesavage Geriyatrik Depresyon Ölçeği ile bilişsel işlevlerinin incelenmesinde kullanılan Mini Mental Test’tir. Bazı depresif hastalarda demansa benzeyen bilişsel bozukluk oluşabilir, buna psödodemans adı verilir. Burada doğru tanı koymayı etkileyen etmenler, belirtilerin başlama zamanı, süresi, mood durumu, hastayla konuşurken verilen yanıtların tipleri ve bilişsel işlevlerin dengeli olup olmadığıdır. Depresyonda başlangıç demansa göre daha ani, hızlı ya da belirtilerin süresi daha kısadır. Görüşme sırasında “bilmiyorum” tarzında yanıtlara sık rastlanır. Zayıf ve yetersiz yönleri gizleme yerine vurgulama eğilimi vardır. Bilişsel işlevlerde ise dalgalanmalar belirgindir. Depresyonla demans arasında ayırıcı tanı yapılamayıp kesin tanı konulamadığı durumlarda bir antidepresan başlanıp tedaviden tanıya da gidilebilir. Ayrıca depresyon ve demans birarada da bulunabilir. Özellikle demansın erken evrelerinde hastanın olayın farkında olması ve iç görüsüyle ilgili olarak, daha ileri evrelerde ise nörotransmitterlerin işlevlerinde oluşan bozukluklara bağlı olarak depresyon ortaya çıkabilir.

Bazı durumlarda fiziksel hastalığın tedavisi depresif belirtileri hafifletebilir. Ancak şunu unutmamalıdır ki fiziksel rehabilitasyon yaşlı hastalarda tedaviden çok daha etkili olabilmektedir. Kontrendikasyonu gerektirecek bir tıbbi durum ya da uygulanan bir tedavi yoksa yaşlılarda depresyonun ilaçla tedavisi gençlerdeki gibi yapılır. Yaşlılarda her tür antidepresif kullanılabilmekle birlikte, aniden ortaya çıkan şiddetli yan etkileri nedeniyle bazı anti depresanlardan kaçınmak çok yerinde olacaktır. Yaşlılarda kullanılan diğer ilaçlarda olduğu gibi antidepresiflerde de yan etkileri azaltmak ve toksiteyi önlemek için düşük dozdan başlayıp yavaş ve dikkatli bir biçimde dozu arttırılır.

Ağır depresyonu olan ya da antidepresif ilaç tedavisine yanıt vermeyen bazı yaşlı hastalarda elektrokonvulsif tedavi (EKT) etkili bir tedavidir. Demans tek başına bir EKT kontrendikasyonu oluşturmaz. Zayıf yapılı hastalar, EKT’yi genellikle psikoaktif ilaç tedavisinden daha iyi tolere ederler.

Relapsları önlemek için belli aralıklarla uygulanacak koruyucu EKT’den söz edilmektedir. Ancak bu tip uygulamada da kalıcı bellek yitimlerinden söz edilmektedir.

Özellikle izole edilmişlik duygusu yaşayan yaşlı depresif hastalar için destekleyici tedavi önem taşır. Fiziksel aktiviteyi arttırmaya yönelik önlemler alınmalıdır. Sosyal ilişkilerde ve akrabalık bağlarında zayıflama yaşlılarda sık görüldüğünden, hastanın sosyal aktivitelere katılması, ilişkilerini yeniden güçlendirmesi ya da yeni ilişkiler kurması desteklenmelidir. Bireysel ya da grup psikoterapileri önerilmektedir.

Depresyon tedavisinde genel olarak amaç belirtileri tümüyle ortadan kaldırmak, işlevleri hastalık öncesi durumuna getirmek ve yinelemeleri önlemek olmalıdır. Ancak yaşlılarda depresyon tedavisi ve prognozu açısından farklı yaklaşımlar vardır. Yaşlılarda yalnızca belirtilerin tümüyle kaybolması ve hiç yinelememesi değil, tedavi edilebilir düzeyde kısa süreli yinelemelerin de tedaviye yanıt ve iyi prognoz lehine değerlendirilmesi gerektiği bildirilmektedir.

Var olan fiziksel hastalığın ilerlemiş olması ve sosyal baskıların kronik zorlanmaya yol açması, yaşlılarda prognozu kötü yönde etkilemektedir. Ayrıca psikotik özelliklerin bulunduğu depresif tablolarda prognoz daha kötü, özkıyım riski daha fazla ve yaşam niteliğindeki bozulma daha belirgindir.

Yaşlılık ve Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Osteoporoz Tedavisi

Osteoporoz Tedavisi

——————————————————————————–

Hazırlayan : Uzm. Dr. Asuman Doğan Ankara Fizik Ted. Reh. Eğitim ve Araş. Hastanesi

Osteoporoz, kemik kütlesinde azalma ve kemik kırılganlığında artış ve kırığa yatkınlık ile karakterize bir hastalıktır. Bu durum için önlem alınmaz veya tedavi edilmezse hastalık kemik kırılana kadar ilerleyebilir. Kemik kütlesi çocukluk ve ergenlik döneminde artış gösterir, 30-40 yaşlarında doruk noktasına ulaşır ve yaşlanmayla birlikte giderek azalır. Kadınlar erkeklere göre daha az kemik kütlesine sahiptir ve menopozu takiben beş yıl içinde hızlı bir şekilde kemik kaybederler. Yaşla ilgili kayıp yılda ortalama %1’dir. Yaşam boyu kadınlar kemik kitlesinin %30-40’ını, erkekler %20-30’unu kaybederler.

Osteoporozun Tanısı
Kemiğiniz kırılana, kamburlaşana ve boyunuz kısalana kadar osteoporoz belirtileri fark edilmeyebilir. Osteoporoza neden olabilecek diğer hastalıkların varlığı (tiroid hast, astım, ilaç kullanımı vb.) kırık öyküsünün varlığı, beslenme durumu, ailede özellikle annede kırık öyküsü hastanın osteoporoz için riskli olup olmadığını belirlemede yardımcıdır.

Risk varlığının kemik mineral yoğunluğu ölçümü tanıyı kesinleştirir. Riski yüksek hastalarda yılda bir kez, riski düşük hastalarda 2-5 yılda tekrarlanır. Kemik ölçümleri hızlı ve kolay yapılabilen testlerdir. Çok çeşitli yöntemler varsa da en çok DEXA kullanılmaktadır. DEXA ile %1-2’lik kayıp bile değerlendirilebilir.

Kalsitonin ve bitostomatlar: Kemik yıkımını durdurmaktadırlar. Kalsitoninler enjeksiyon ve burun spreyi şeklinde, bitostomatlar ise ağızdan alınan tabletler şeklindedir. Östrojen tedavisinin uygun olmadığı menopoz sonrası osteoporoz serül (yaşlılığa bağlı) osteoporoz veya ilaca bağlı gelişen osteoporozda kullanılmaktadır. Bu ilaçların kullanımları ve yan etkileri, tedavinin etkinliği ve yan etkilerinin en aza indirilmesi için hekimleri tarafından hastalara anlatılmaktadır.

D Vitamini: Eve bağımlı olan ve güneşten yeterince yararlanmayan yetersiz beslenen yaşlılarda D Vit. Alımı çok önemlidir. Ca ile birlikte D Vitamini alımı %30-35 oaranında kemik kazancı sağlayarak kırık riskini azaltmaktadır.

Ca(Kalsiyum preparatları: Ca ihtiyacını desteklemek amacıyla ihtiyacın arttığı dönemlerde verilmelidir. Diğer tedavilerin yanı sıra hemen tüm menopoz sonrası kadınlara önerilen bir ilaçtır.

O.P. Rehabilitasyon: Reh. Yöntemleri kemik kütlesini artırmaya, kırıkları önlemeye ve tedavi etmeye yöneliktir. O.P.’da kas gücünü kemik kütlesini artırmak, postürü korumak, dengeyi sağlamak ve kemik yıkım hızını yavaşlatmak için fizik aktivite ve egzersiz önerilir.

O.P.’da uygulanan egzersizler;
Yürüme: Tempolu ve hızlı yürüme en yararlı ve en kolay uygulanan egzersizlerden biridir. Yürüme hızı bireyin rahat yürüme hızının biraz üstünde olmalıdır. Hergün yada haftada 3-4 gün en az 15-20 dakika arası yürüyüş önerilir. Önce 5 dakikalık yürüyüşle başlanır ve her gün süre artırılır.

Yüzme: bacak ve kol kaslarının yanı sıra sırt ve karın kaslarını da çalıştırır. Stil önemli değildir. Yüzme bilmeyenlerden su içi yürüme emniyetli ve iyi bir egzersizdir.

Bütün bu bilgiler ışığında O.P.’dan korunma ve tedavi nasıl olmalıdır?
O.P. geliştikten sonra kemik kitlesini artırmak yada kaybedilen kemik dokusunu yerine koymak mümkün olmadığından O.P. önlenmesi, tedavisinden daha önceliklidir.

O.P.’dan korunmanın temeli; bebeklikten başlayarak maksimum güç ve kütle içeren sağlıklı bir iskelet sağlanacaktır. Ailesel yatkınlık (genetik yapı) değiştirilemez; ancak beslenme, bedensel aktivite, vitamin D alımı, alışkanlıklar (sigara, alkol, kahve tüketimi gibi) güneş görme gibi faktörler değiştirebilir.

Beslenme: süt çocukları anne sütü ile beslenmeli ve çocukluktan itibaren kalsiyum açısından zengin süt ve süt ürünleri tüketme alışkanlığı kazandırmalıdır. Yine yeşil yapraklı sebzeler, pekmez, susam, kuru baklagiller, kurutulmuş meyveler gibi kalsiyumdan zengin gıdalar fazla tüketilmelidir. Gebelik, emzirme ve büyüme dönemlerinde kalsiyum gereksinimi arttığı için diyetle daha fazla kalsiyum alınmalıdır. Diyetle alınan kalsiyumun kemiklerde depolanması D Vitamini ile sağlanmaktadır. D Vitamini %50’sinden fazlası ciltte oluşmaktadır. Bu nedenle yeterli D Vitamini alımını sağlamak amacıyla güneş ışınları ile cildin teması sağlanmalı, özellikle bahar ve kış aylarında mümkün olduğunca güneşli saatlerde yürüyüş yapılmalıdır.

Alışkanlıklar: Sigara ve alkol alımı kalsiyumu düzenleyen hormonları etkileyerek kemik kaybına neden olmaktadır. Ayrıca aşırı kahve (günde 3 fincandan fazla) ve kafein içeren gıdaların tüketimi idrarla kalsiyum atılımını arttırır ve O.P. için risk oluştururlar. Çayın O.P.’deki rolü bilinmemektedir.

Fiziksel aktivite: Egzersiz kemik yoğunluğunu arttırırken, hareketsiz yaşam tarzı osteoporoz riskini arttırmaktadır. Bu nedenle osteoporozdan korunmada yaşam boyu yapılan egzersiz ve fiziksel aktivitenin önemi büyüktür.

İlaç tedavisi: Östrojen (kadınlık hormonu) Menopoz sonrası kemik kaybını önlemede etkili bir tedavidir. Ancak hormon tedavisi yan etkileri nedeniyle kadın doğum uzmanının uygun gördüğü hastalara başlanmaktadır. Östrojen tek başına ya da progesteron hormonu ile birlikte verilebilmektedir. Östrojen tedavisinin O.P.’da etkili olması için menopozdan hemen sonra başlanmalıdır.

O.P.’da son birkaç yıldır kullanıma giren, östrojen benzeri etkiyle kemik yıkımını önleyen ilaçlarda kullanılmaktadır. Ancak yan etkileri açısından östrojene oranla daha güvenilir oldukları gösterilmiştir. (Östrojen reseptör menologları)
İp atlama, koşma gibi egzersizler zorlayıcı oldukları için ileri yaştaki ve ciddi osteoporozu olan hastalara önerilmez.

Ayrıca osteoporozun ciddiyetine göre her hastaya özel egzersiz önerilebilir.
Düşmelerin engellenmesi: Osteoporoz sonucu incelen kemik çok hafif bir zorlama sonucu bile kırılabilir. Bu nedenle düşme riskinin azaltılması ilaç ile tedavi kadar önemlidir.

Düşme riskinin azaltılması için alınması gereken önlemler:
1- Egzersiz ile kas gücü ve denge geliştirilmesi
2- Düşme riski yaratan hastalıkların (tansiyon değişiklikleri, görme problemleri, kalp hst.) kontrol altına alınması
3- Denge bozukluğu yapan ilaçlardan mümkün olduğunca kaçınılması
4- Yürüme bozukluğu olan kişilere yürüteç yada baston gibi yardımcı cihazların kullanılması
5- Uygun giyim eşyalarının kullanılması (alçak topuklu ayakkabı) rahat giysiler
6- Çevre koşullarının uygun biçimde düzenlenmesi (zeminin kaygan olmaması, evde yeterli aydınlatma gibi)

Yaşlılık ve Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Osteoartrit ve Tedavisi

Osteoartrit ve Tedavisi

——————————————————————————–

Hazırlayan: Uzm. Dr. Asuman Doğan, Ankara Fizik Ted. Reh. Eğitim ve Araş. Hastanesi

OSTEOARTRİT (Dejeneratif Artrit) = Kıkırdak Zehirlenmesi

En sık görülen romatizmal hastalıktır. Günümüzde ortalama yaşam süresinin uzaması ile birlikte toplum sağlığı açısından önemi daha da artmıştır.

O.A. eklem kıkırdağının zedelenmesi ve eklemde yeni düzensiz kemiksi çıkıntıların (osteofit) oluşumu ile karakterizedir. Bu tabloya osteoartrit veya dejeneratif eklem hastalığı denilmektedir. Halk arasında ise doğru bir tanımlama olmamakla beraber “kireçlenme” olarak bilinmektedir.

Erişkinlerin üçte birinde, 65 yaşın üzerindekilerin ise %90’ındaosteoartrit geliştiği bilinmektedir.

Osteoartritin risk faktörleri: (Genetik Faktörler) Ailesel yatkınlık önemlidir. Özellikle el parmaklarındaki osteoartrit genetik geçiş göstermektedir.

*Şişmanlık (şişman kişilerde diz ve kalça gibi yük binen eklemlerin osteoartrit gelişmektedir.

*Egzersiz; Ağır egzersiz osteoartrit riskini arttırmaktadır.

Osteoartrit’de Şikayetler Nelerdir?
En önemli semptom ağrıdır. Ağrı sızı tarzında ve tutulan ekleme lokalizedir. Ağrı hastalığın başlangıç döneminde hareketle artar ve istirahatle azalır. Hastalık ilerlediğinde ise istirahat sırasında da dahi ağrı vardır.

Ağrı dışında; eklemde tutukluk, sertlik, krepitasyon (hareket ile eklemden gelen çıtırtı sesi) eklem hareketlerinde kısıtlanma, şekil bozukluğu olur ve sonunda sakatlık gelişebilir.

Sabah tutukluğu kısa sürelidir, 15-20 dakikayı geçmez. Krepitasyon osteoartritin diğer semptomudur ve eklem kıkırdağının kaybına ve eklem yüzeyindeki düzensizliklere bağlıdır.

Laboratuvar Bulguları
Osteoartritte kan (sedim, biyokimya, hemogram) ve idrar tetkikleri normaldir. Radyolojik bulgular ile hastalığın şiddeti orantılı değildir. Yani şiddetli ağrıları olan hastanın radyolojik bulguları çok hafif olabilirken, hafif ağrıları olan hastanın radyolojik bulguları belirgin olabilir.
Osteoartrit bütün eklemleri tutabilir.

El parmaklarını tutan osteoartrit absel yatkınlık gösterir. El parmaklarında nodüller oluşur. Bu nodüller genelde yavaş olarak aylar- yıllar zarfında gelişir ve elde şekil bozukluğuna neden olur.

Osteoartritte en sık tutulan eklemler dizlerdir. Hastalar diz çökme, merdiven inip çıkma, sandalyeye oturup kalkma sırasında sıkıntı çekerler. Dizde şişlik, sıvı birikme dizde şekil bozukluğu görülür.

Kalça osteoartritinde; ağrı genelde kasık dış kısmında, uyluk iç yüzeyinde ve kalçalardadır. Ağrı yürüme ile artar, hastalar tutulan kalça üzerine fazla yük vermeden yürürler.

Omurga osteoartritinde; bel ve boyun bölgesinde ağrı, tutukluk sertlik gelişir. Ayrıca sinir kökü tutulumuna bağlı kola, bacağa yayılan ağrı, kuvvetsizlik ve refleks kaybı olabilir. Ayrıca boyun omurlarındaki bu düzensiz kemiksi çıkıntılar dolaşım bozukluğuna neden olarak baş dönmesi, kulak çınlaması, yüzde uyuşma, baş ağrısı yapabilirler.

Tedavi
Tedavi hastanın eğitimi ile başlar. Hasta hastalığı konusunda bilinçlendirilmeli, ağır egzersizlerden ve zedelenmiş eklemin aşırı kullanılmasından sakınması öğretilmelidir. Kilo verilmesi ile aşırı yük taşıyan eklemlerdeki osteoartrit semptomları (kalça, diz) azalır. Ağrılı dönemlerde istirahat önerilir.

Fizik tedavi ve kaplıca tedavisi: Hastaların şikayetlerini azaltmada oldukça etkili tedavi yöntemleridir.

Egzersiz: Tutulan eklemlerin çevresindeki kasları güçlendirmeye yönelik egzersizler ekleme binen yükü azaltarak koruyucu etki gösterirler.

Çevresel Düzenlemeler: Hastanın yaşadığı ve çalıştığı ortamın koşullarının ona göre düzenlenmesi. Sandalye boyunun arttırılması, tuvaletin yükseltilmesi .gibi.
Eklem içine yapılan enjeksiyonlar: Steroid veya hyolomonat enjeksiyonu ağrıyı geçici süre azaltmak için yapılmaktadır.

Cerrahi tedavi: Bütün bu tedavilere yanıt vermeyen, ağrıları geçmeyen ve günlük yaşam aktivitelerini yapmakta zorlanan hastalara protez takılabilmektedir.

Yaşlılık ve Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yaşlılık Döneminde Damar Hastalıkları

Yaşlılık Döneminde Damar Hastalıkları
——————————————————————————–
Hazırlayan : Prof. Dr. Ali Kutsal
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Klinik Şefi
Geriatri Derneği Kurucu Üyesi

Kan vücutta damarlar içerisinde dolaşır.Akciğerlerde temizlenen kan kalbin sol tarafına gelir ve buradan kalbin kasılması ile atardamar sistemine geçer.Kapiller adı verilen ve doku içerisinde yer alan çok ince damarlarda oksijen ve diğer besin maddeleri dokulara geçer,buralarda kullanılır ve sonra toplardamar sistemi aracılığı ile karbondioksit ve metabolizma artıklarını içeren kirli kan sağ kalbe gelir.Buradan da akciğerlere atılarak temizlenir ve bu işlem yaşam boyu tekrarlanır.
Damar hastalıkları:
- arteriyel (atardamar) ,
- – venöz (toplardamar) ,
- lenfatik (çok ince ,besin taşımaya yardımcı damarlar) sistemi tutan ve birbirinden farklı ve iyi tanımlanabilen klinik tablolara neden olan hastalıklardır. İyi bir öykü alınması ve fizik muayene ile büyük kısmına doğru tanı konulabilmektedir.

Atardamar Hastalıkları
Ortalama yaşam süresinin uzamasına bağlı olarak yaşlılarda arterioskleroz (damar sertliği) gelişme ve belirti veren damar hastalığı görülme sıklığında da artış olmaktadır. Damar hastalığı olan yaşlılarda sıklıkla kalp ve beyin damarlarında da hastalık bulunmaktadır. Yaşın ileri oluşu, diabetes mellitus (şeker hastalığı) ve sigara içmeye devam edilmesi de hastalığın seyrini olumsuz yönde etkilemekte ve risk faktörlerinin üst üste eklenmesi ile damar hastalığı olanların ölüm riski de artmaktadır. Yapılan araştırmalar damar hastalığı olan kişilerin genel topluma oranla beklenen yaşam sürelerinin 10 yıl daha kısa olduğunu göstermiştir
Bacakları tutan atar damar hastalığında esas belirti çoğunlukla ağrıdır. Aralıklarla ortaya çıkan ağrı genellikle intermittent klodikasyon (İK) olarak isimlendirilir ve hareket veya yol yürüme ile meydana gelir . 65 yaş üzerindeki kişilerde % 2 oranında görülür. İntermitten klodikasyon olanlarda çevrel damar hastalığı olmayanlara oranla ölüm riski 2 kat, beraberinde koroner arter hastalığı da olanlarda 3 kat artmaktadır.
Devamlı ağrı ise:

- akut arteriyel tıkanma ,
- yara açılması ve gangren ,
- arterit (atar damar iltihabı),
- flebit(toplar damar iltihabı) veya
- lenfanjitde olur.
Yaşlı hastalarda ağrı kendini daha farklı şekillerde de gösterebilir. Örneğin hasta intermitten klodikasyon yerine bacaklarında gerginlik hissi , soğukluk veya duyu azalması yakınması ile de başvurabilir. 70 yaşın altındakilerde intermitten klodikasyon , üstündekilerde ise gangren görülme oranının daha yüksek olduğu gösterilmiştir.
Koroner ve çevrel damar hastalıklarının gelişmesinde aynı risk faktörleri etkili olduğu için sıklıkla ikisi bir arada bulunur. Damar hastalığına bağlı olarak efor kapasitesinin kısıtlı oluşu koroner arter hastalığının uzun süre sessiz kalmasına neden olabilir. Aynı anda koroner ve periferik anjiografi yapılan 100 yaşlı hastanın incelenmesinde olanların karın ve bacak atardamarlarında tıkayıcı hastalığı olanların % 48’inde en az bir kalp damarında % 75’in üzerinde darlık olduğu gösterilmiştir.

Bir başka araştırmada karıniçi damarlarında tıkayıcı hastalık nedeni ile ameliyat edilenlerde % 67 , abdominal aorta anevrizması nedeni ile ameliyat edilenlerde % 45 oranında ölüm nedeninin kalp krizi olduğu saptanmıştır. Ayrıca geç ölümlerin de % 38-55’i kalp krizine bağlı olmaktadır. Çevrel tıkayıcı damar hastalığı veya abdominal aorta anevrizması olanlar koroner arter hastalığı açısından da iyi araştırılmalıdır. Ameliyat gerektiren koroner arter hastalığı olanlarda öncelikle koroner bypass yapılmasının erken ve geç ölümleri azalttığı saptanmıştır.
Kol ve bacakları tutan damar hastalığından sorumlu en önemli neden arteriosklerozis obliteranstır. Yaş, sigara içilmesi, diabetes mellitus, siskemik hipertansiyon, hiperkolesterolemi, düşük serum HDL seviyesi, HDL / total kolesterol oranında yükselme gibi risk faktörlerinin birarada oluşu ile görülme sıklığı artar.Klinik bulgular ve tedavi seçenekleri tıkanıklığın yer ve yaygınlığına bağlıdır

Aortoiliak tıkanıklık (Leriche hastalığı) karın aortunda ve bundan ayrılarak her iki bacağa giden iliak damarlarda yavaş ilerleyen tıkanma ile karakterizedir.Birkaç yıl belirti vermeden seyredebilir. İstirahat ağrısı ve gangren geç dönemde ortaya çıkar. Buna zıt olarak bacak atar damarlarının arteriosklerozu ciddi dolaşım bozukluğuna neden olabilir. Hastaların % 70’inde sadece intermitten klodikasyon vardır.İstirahat ağrısı,sinirlerin de hastalığa katılması veya her ikisi birden hastaların % 16’sında; bacakta yara açılması, gangren veya her ikisi birden yaklaşık % 10’unda görülür.

Arteriosklerozis obliterans hastadan hastaya değişen hız ve yerleşim yeri ile seyreder. Diabetes mellitusun da birarada bulunması hastalığı hızlandırır ve seyrini kötüleştirir. Diabetes mellituslu hastada damarlarında hastalanması ek sorunlar ortaya çıkması ve ölüm riski açısından en büyük risk faktörüdür. Sadece bacak damarlarını değil aynı zamanda göz, böbrek, kalp,beyin gibi organ damarlarınıda tutmaktadır.
Diabetik hastalarda arterioskleroz daha yaygındır. Büyük damarlarda damar sertliğinin yeri ve yaygınlığı diabetik ve diabetik olmayan hastalarda farklıdır. Diabetiklerde ilk tutulum genellikle tibial ve popliteal arter gibi diz altındaki bacak damarlarında olur. Diabetik olmayanlarda ise femoral ve iliak arterler ile aorta gibi uyluktan daha yukarı seviyedeki damarlar daha önce arteriosklerotik değişikliklere uğrar.

Diabetik hastalarda çevrel atardamar hastalığına genellikle iki önemli özellik daha eşlik eder: Diabetik nöropati (sinir tutulumu) ve iltihaplanma. Damar bulgularına bunların eşlik etmesi ile diabetik ayak olarak isimlendirilen karakteristik bir klinik tablo ortaya çıkar.
Dolaşım bozukluğu olan yaşlının öncelikle ayak ve bacaklarına dikkat etmesi,yaralanma ve enfeksiyonlardan kaçınması gerekmektedir.Yara ve gangren bölgeleri pansumanlarla temizlenerek enfeksiyon önlenmelidir.

Bu hastalarda kollateral olarak isimlendirilen küçük yan dallardan oluşan yeni besleyici damarların gelişimini artırdığı için birkaç kilometrelik yürüyüşler ve damar genişletici ilaçlar önerilir. 2. ve 3. aşamalarda ise ilaç tedavisine olumlu yanıt alınamaması ameliyatla tedaviye karar verme açısından önemli bir nedendir.

Yaşlılarda ani ve ciddi dolaşım bozukluğuna neden olan ve sık karşılaşılan bir sorun da atar damarın pıhtı ile ani olarak tıkanmasıdır.
Ani damar tıkanıklığında belirtiler:

- Nabız yokluğu,
- Ağrı,
- Solukluk,
- Soğukluk,
- Hissizlik ve hareket kaybıdır.
Hastaların %60’ında ani ve şiddetli ağrı meydana gelir. Diğerlerinde soğukluk ve soğukluğa hafif ağrı eşlik eder. Yaşlılarda genellikle kollateral dolaşımın gelişmiş olmasına bağlı olarak geri dönüşümü olmayan değişiklikler gençlere oranla daha az görülür.
Arteriosklerozun bir diğer sonucu da atardamarda anevrizma (balonlaşma) gelişimidir.Anevrizmada damar anormal şekilde genişlemiştir.Eğer çevre damarları tutarsa üzerinde atım hissedilen bir kitle olarak belirti verir. Karın içerisinde yerleşirse genelikle damarlarda beslenme bozukluğu veya üzerinde atış hissedilmesi veya çevre damarlara pıhtı atılması ile belirti verirler.
Toplardamar Hastalıkları
Yaşlılarda en sık karşılaşılan problemlerden birisi de ödem (bacakta şişlik)dir. Uzun süreli oturma veya ayakta durmaya bağlı olarak hemen hemen herkeste ödem görülebilir. Aşırı tuz alanlarda veya sıcak havalarda şişlikte artma da olabilir. Felçlilerde veya tekerlekli iskemleye bağımlı hastalarda da bacaklarda sıklıkla ödem görülebilir. Bunlarda tuz alımının kısıtlanması, elastik çorap giydirilmesi ve diüretik (idrara çıkartıcı ilaç) kullanılması ile sorun çözümlenebilir. Ancak bacaklarda ödeme yol açan ve tedavileri farklı olduğu için ayırıcı tanının iyi yapılması gereken çok sayıda neden vardır.

Ödemin başlama şekli de nedeni hakkında fikir verebilir. Örneğin kısa sürede oluşan bir ödem derin veya yüzeyel damarlarda iltihabi tıkanma (flebit) , selülit veya gastroknemius adelesinin yırtılmasına bağlı olabilir.

Yavaş gelişen ödem ise kronik toplar damar yetmezliği , lenfödem , sistemik hastalıklar veya ilaçlara bağlı olabilir. Tekrarlayan ataklar halinde ateş ve kızarıklıkla seyreden ödem ise daha çok selülit ve lenfanjitte görülür. Ödemle birlikte ağrı olup olmaması de ayrıcı tanıda önemlidir . Ayak bileğinden itibaren bacakta ödem olması da lipödem (yağ toplanması) için tipiktir.

Yaşlılarda sık görülen bir damar rahatsızlığı da venöz tromboz ve buna bağlı olarak gelişebilen pulmoner embolidir (akciğer damarlarına pıhtı atılması ile oluşan tıkanma) . Herhangi bir nedenle uzun süre yatarak ilaç veya cerrahi tedavi uygulanan hastalarda yaşın ileri oluşu pıhtı gelişme ve atılma riskini artırmaktadır. Yaşın ilerlemesi ile birlikte baldır ve bacak venlerinde genişlemeler olması bu risk artışının temel nedenidir.Genellikle uzun süre yatmayı veya oturmayı gerektiren durumlarda tromboflebit gelişme olasılığı yüksektir.
Baldır seviyesinde oluşan tromboflebitte :

-baldır venleri genişler ,
-baldır bölgesi şişmiştir,
– Hafif-orta derecede siyanoz (morarma) vardır.

İliofemoral tromboflebitte ise:
- Bacak bütünü ile ödemlidir,
- Ağrı ve siyanoz vardır,
- Homan’s belirtisi (Ayağa pedal hareketi yaptırıldığında baldırda ağrı olması) + dir.
- Uyluk üst-iç kısmı ile baldırda bastırmakla ağrı olur.

Bacaktaki ödem genellikle atardamar sisteminde tıkanıklığa yol açmaz. Ancak bazen bu sistem de dıştan bası ve venöz dönüşün olmayışı nedeni ile olaya katılır ve bu durumda ani dolaşım bozukluğu bulguları da tabloya eklenir.

Yüzeyel tromboflebitte tanı konulması daha kolaydır. Tutulan toplardamar cilt altında sert ve üzeri kızarmış olarak ele gelir. Beraberinde bir miktar ödem de gözlenir. Lenfanjit ve selülitte de benzer görünüm olabilir. Ancak yüzeyel tromboflebite oranla bunlarda daha yüksek ateş ve daha geniş alanda kızarıklık vardır.

Derin toplardamar sisteminin tıkanmasının en sık görülen kötü sonucu kronik venöz yetmezlik veya postflebitik sendrom olarak isimlendirilen tablodur:

- Bu hastaların bacaklarında kalıcı şişlik vardır.
- Daha ileri aşamada toplar damar sisteminde basıncın yüksekliğine bağlı olarak ayak bileği çevresinde ve iç tarafda kahverengi renk ortaya çıkar.
- Ciltte kaşıntı olur ve hastanın kaşıması ile aynı bölgede yara açılır.
- Tekrarlayan iltihaplar ile yara çevresinde yeni doku gelişimi olur ve çevresi sert, düzensiz, sızıntılı yaralar meydana çıkar.

Kronik venöz yetmezlik tedavisinde hasta mutlaka elastik çorap giymelidir. Uzun süre ayakta dikilir şekilde durmaması veya bacaklarını sarkıtarak oturmaması gerekir. Yara açıldığında uygun lokal antibiyotikler ile enfeksiyon tedavi edilmeli, kesin yatak istirahati ve elevasyon ile tedavi edilmelidir. Cerrahi olarak yetersiz toplardamarların bağlanması ve greftleme yapılması da ülser tedavisinde düşünülmelidir.

Yaşlılık ve Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yaşlılıkta Kemik Sağlığı

Yaşlılıkta Kemik Sağlığı
——————————————————————————–
Hazırlayan : Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğr. Üyesi,
Geriatri Derneği Başkanı ve Geriatri Dergisi Editörü

Kemikler, kasları yapısal olarak destekleyen, hayati organları koruyan ve normalde hücrelerin çalışması için temel gereksinimlerden biri olan kalsiyumu depolayan yapılardır.

Osteoporoz
Osteoporoz bir hastalıktır; zaman içinde kemikler kalsiyum kaybederek, delikli, zayıf ve kolay kırılabilir hale gelirler. Kemiğin iç yapısı ve kalitesi bozulur, vücudun kemik çatısı zayıflar.

Osteoporozlu kimselerde ya hayatın erken dönemlerinde kemik dokusu daha az gelişmiştir, ya da bu kişilerde ileri yaşlarda görülen kemik kaybı diğerlerine oranla daha hızlıdır.

Dünyanın her yerinde 65 yaşın üstündeki pek çok kadın ve erkekte kalça, omurga, el bileği ve diğer kemiklere ait kırıklara rastlanmaktadır.
Tedavi edilmeyen osteoporoz kemik ağrısına, şekil bozukluklarına yol açabilir. Ayrıca kişi giderek çevresindekilere daha bağımlı bir hale gelir ve üretken bir yaşamdan uzaklaşır. Yaşam kalitesi bozulur ve depresyon benzeri psikolojik sorunlar yaşayabilir.

Osteoporozun bir diğer özelliği kırık olmadığı sürece ağrı yapmadığı için sinsice, sessizce ilerleyen bir hastalık olmasıdır.
Ancak kesin sonuç veren, güvenilir yöntemlerden birisi olan kemik yoğunluğu ölçümleri, kan ve idrar incelemeleri ile erken tanı mümkündür.

En önemli risk faktörleri:

1. Kadın olmak (Kadınlar daha az kemik dokusuna sahiptir)
2. 50 yaşın üstünde olmak (Yaş arttıkça yoğunluğunu kaybeden kemikler zayıflar)
3. Menopoza girmiş olmak (Menopoza girmiş kadınların ortalama üçte birinde osteoporoz gelişmektedir ki, bunun sorumlusu östrojen düzeyindeki azalmadır)
4. Erken menopoza girmek veya yumurtalıkların operasyon ile alınmasını takiben cerrahi (yapay) menopoza girmek.
5. Erkeklerde erkek cinsiyet hormonu olan testosterondaki azalma ile kemik kütlesi de azalabilmektedir (Erkeklerde gonad fonksiyonunun; işlevinin herhangi bir nedenle azalması osteoporoza bağlı kırıklara yol açabilmektedir).
6. Düşük kalsiyum içeren yiyeceklerle beslenme ve vitamin D eksikliği
7. Fiziksel aktivitenin, hareketliliğin ve egzersizin az olması, (egzersizin kemik kütlesini arttırdığı, kemiği kuvvetlendirdiği kanıtlanmıştır).
8. Ailede osteoporozlu kimselerin bulunması (kırıklara yatkınlığın bir kısmı kalıtsaldır; annelerinde omurga kırığı öyküsü olan genç kadınlarda da kemik kütlesinde azalmaya rastlanmaktadır)
9. Kısa boylu, ince yapılı kişiler iri yapılı, kilolu kişilere göre daha fazla osteoporoz riski taşımaktadırlar.
10. Beyaz tenli, açık renk gözlü olmak.
11. Sigara içmek
12. Alkollü, kolalı ve kafeinli içecekleri çok fazla tüketmek.
13. Bazı ilaçları uzun süreden beri veya yüksek dozlarda kullanıyor olmak (örneğin; kortikosteroidler, lityum, alüminyum, antikonvülzanlar, antiasitler, antikoagülanlar, siklosporin, tiroid ilaçları ve bazı kanser ilaçları gibi).
14. Bazı hastalıkların olması. Örneğin; şeker hastalığı, tiroid veya paratiroid bezinin fazla çalışması, mide-barsak operasyonu geçirmiş olmak, uzun süren hareketsizlik, felçler, bazı romatizmal hastalıklar ve diğer bazı endokrin (hormonal) hastalıklar oteoporoza neden olabilmektedirler.
Bütün bu nedenlerden dolayı osteoporoz hastalığının sebebinin araştırılmasında tanısında takibinde sadece muayene yeterli değildir; film, kemik yoğunluğu ölçümleri, kan ve idrar incelemeleri de gerekmektedir.
Bel ve sırt ağrısı
Boyda kısalma, omurgada kırık
Sırtta kaburlaşma, omuzlarda yuvarlaklaşma
El bileğinde kırık
Kaburga kırıkları
Kalça kemiğinde kırık
Osteoporotik kemik hem kütlesini kaybetmiş hem de iç yapısı bozulmuş bir kemiktir.
Kaybolan kemiği tekrar yerine koymak oldukça zor, pahalı ve uzun zaman alan bir olaydır, dolayısı ile risk faktörlerini belirlemek ve osteoporozu önlemek gelişmiş bir osteoporozu tedavi etmekten daha kolaydır.
Erken tanı konması son derece önemlidir.
Tedavide;
1.Yaşam tarzında değişiklikler yaparak düşmeyi azaltacak önlemler almak,
2.Doktorunuzca önerilen egzersiz programlarını uygulamaya çalışmak,
3.Beslenmezini önerilen şekilde düzenlemek,
4.İlaçlarınızı düzenli kullanmak ve yine düzenli doktor kontrolüne gitmek,
5.Osteoporozun önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu bilmek gerekmektedir.
Osteoporoz tedavisinde kullanılan ilaçlar
1.Hormon replasman ( yerine koyma) tedavisi
Östrojen ve progesteron almak hormon yerine koyma tedavisi olarak bilinir ve menopoza giren kişilerde ateş basması, boyun ve yüzde kızarıklıklar, lekeler, terleme, üşüme, titreme, cinsel ilişki sırasında rahatsızlık duyma, depresif belirtiler ve osteoporozu önlemek amacı ile kullanılır.
Bu tedavi testosteron eksikliği saptanan osteoporozlu erkeklerde de testosteron preparatları verilerek uygulanmaktadır.

2.Kalsiyum
Hem kadın hem de erkeklerde iskelet sisteminin gelişmesi ve kemik yoğunluğunun devamı için ömür boyu yeterli kalsiyum alımı önemlidir.
Puberte çağında 1000-1500 mgr
Erişkinlerde 800-1000 mgr
Kadınlarda postmenopozal dönemde ve her iki cinste yaşlılık sürecinde 1500 mgr günlük kalsiyuma gereksinim vardır.

3.Kalsitonin
Peptid türündeki bu madde osteoporozda kemik kaybını önlemektedir. Ayrıca osteoporoza bağlı kemik ağrılarını azaltan bir etkisi de vardır. Kalsitoninler ampul ve burun spreyi şeklinde uygulanabilirler.

4.Bifosfonatlar
Bifosfonatlar osteoklastların yani kemikte yıkım yapan hücrelerin faaliyetini baskılayan sentetik maddelerdir.
Ülkemizde etidronat, alendronat ve risedronat adlı bifosfonatların osteoporoz tedavisi için ruhsatı vardır. Yeni bifosfonatlar ile ilgili çalışmalar devam etmektedir.

5.D vitamini
Besinlerle alınır ve eğer direkt güneş ışığına maruz kalınırsa deriden sentezlenir. Günlük ihtiyaç 400-600 ünitedir. Menopoz sonrası bu gereksinim 800 üniteye çıkar.

6.Kalsitriol
Aktif bir D vitamini metabolitidir. Osteporozlu hastalarda kalsiyumun emilimini düzenler.

7.Anabolik steroidler
Testosteron hormonunun sentetik türevidirler. Kemik yapımından sorumlu osteblast hücrelerini uyarırlar.

8.Ipriflavon
Kemik yapan osteoblastları uyarır, yıkımdan sorumlu osteoklastların faaliyetini engeller.

9.Floridler
Kemik yapımını artırırlar. Mutlaka kalsiyum ve D vitamini ile birlikte kullanılmalıdır.

10.Parathormon
Düşük dozlarda kullanılırsa kemik yapımını artırdığı ifade edilmektedir.

11.Raloksifen
“Selektif ostrojen reseptör modülatörü” olarak bilinir. Menopoz döneminde osteoporozdan korunmada ve tedavide etkilidir.

Osteoporoz tedavisinde kullanılan ilaçların tümü doktor önerisi ile ve yine doktor kontrolü altında kullanılarak etkili olabilir.
Periyodik doktor kontrolleri ilacın istenmeyen etkilerini veya yan etkilerini saptama yanında kullandığınız ilacın size yararlı olup olmadığını belirlemede de anlamlıdır.
Beslenme
Diyetle yeterli miktarda kalsiyum alarak iskeleti zayıflatıcı bir neden olan kalsiyum eksikliğini ortadan kaldırmak gerekir.
35 yaşından sonra kuvvetli kemiklere sahip olmak isteyen herkesin günde 1000 miligram elementer kalsiyum alması gerekir. Osteoporoz riski taşıyanlarda ise kalsiyum alımı 1500 miligrama kadar çıkarılmalıdır.
Diyetle kalsiyum alımınızı artırırken, düşük yağ içeren besinleri almaya özen gösterin. Günlük kalsiyum alımınızı bir hafta boyunca kaydedin ve bunu doktorunuzla tartışın; eğer diyetiniz yeterince kalsiyum içermiyorsa alımınızı kalsiyum tabletleri ile destekleyin. Ancak böbrek taşınız veya başka bir hastalığınız varsa, kalsiyum tabletlerini almadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

Fiziksel aktivite
Kemik sağlığının korunması ve osteporozun önlenmesi için düzenli fiziksel aktivite çok önemlidir.
Kemiklerinizin vücut ağırlığını taşıdığı tipte egzersizler yük verme egzersizi olarak adlandırılır; bunlar yürüyüş, tenis, dans etmek, merdiven çıkmak ve düşük seviyeli aerobik egzersizlerdir.

Kemiklerin güçlenmesi ve sağlıklı bir yaşama sahip olunması açısından yürüyüş en iyi fiziksel aktivitelerden biridir.
Hiçbir egzersizi doktorunuzun onayını almadan yapmayınız
Osteoporoz dışında ek bir başka hastalığınız varsa Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı doktorunuzdan size özel bir egzersiz programı hazırlamasını talep ediniz.

Osteoporozda egzersiz ve fiziksel aktivitenin yararları

1.Kemik kitlesindeki kaybı yavaşlatır.
2.Kemik kitlesini artırır ve kırığı önler.
3.Eklem esnekliğini ve sağlamlığını destekler.
4.Denge sağlamayı geliştirerek düşmeyi önler.
5.Kas gücünü geliştirir.
6.Postürü (düzgün duruş) korur.
7.Kalp ve solunum sisteminin dayanıklılığını artırır.
8.Ruhsal dengeyi geliştirir, psikolojik ve sosyal güveni artırır.
Osteoporozda önerilen egzersizler
Germe egzersizleri
Ayakta dururken veya yatarken önce rahat bir pozisyon alınır. Daha sonra kollar yukarı uzatılır ve parmak ucunda yükselip, derin bir solunum ile 30 sn.germe pozisyonunda kalınır. Takiben tüm kasları gevşeterek normal pozisyona dönülür.
Bacak arkasındaki kasları germek için bir çarşaf kullanılabilir. Yavaşça gerilip bırakılır ve diğer bacağa uygulanır.
Ayakta dururken kollar gergin olarak öne uzatılır ve eller kenetlenir. Daha sonra gevşetilir.

Denge egzersizleri
Düz bir çizgide yürümek veya kollar yana açılmış olarak 30-60 saniye tek ayak üzerinde durmak dengeyi geliştirir.

Aerobik egzersizler
Step yapmak, dans etmek, tempolu yürüyüşler, merdiven inip çıkmak gibi aktiviteler bu grupta yer alır.

Yüksek etkili egzersizler
Bu grup egzersizler kolları yukarı doğru uzatarak zıplama, veya kollar yanda iken kolları ve bacakları yana açarak zıplama tarzındadır.
Erken dönemde, menopozdan önce başlanması önerilir.
Eklem, denge sorunu olanlara önerilmez.

İlerleyici dirence karşı yapılan egzersizler
Elde taşınan ağırlıklar ile oturarak yapılan egzersizler ve ayak bileğini saran yapışabilen manşonlu ağırlıklar ile yine oturarak yapılan egzersizler bu gruptadır.
Ağırlıklar giderek artırılabilir.

Egzersizler için haftada 3 gün 45-60 dakika süre ayrılması uygundur.
Egzersize germe ve denge çalışmaları ile başlanır, daha sonra ağırlık taşıma ve tempolu yürüyüşler ilave edilir.
Osteoporoz tedavisinde kaçınılması gereken hareketler
Öne eğilerek yapılan hareketler omurga kemiklerinde kırılmaya neden olabileceğinden bu hareketlerden kaçınılmalıdır. Düzgün bir duruş (postür) sağlayan sırt kaslarının kuvvetlendirilmesine çalışılmalıdır.
Unutmayınız;Osteoporoz önlenebilir !
Kemikleriniz ile ilgili sorunlarınızı doktorunuza danışmak için hiçbir zaman geç değildir.

Yaşlılık ve Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yaşlılar İçin Ev Güvenliği

Yaşlılar İçin Ev Güvenliği
——————————————————————————–
Hazırlayan : Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğr. Üyesi,
Geriatri Derneği Başkanı ve Geriatri Dergisi Editörü

Yaşlanma ile birlikte ortaya çıkan işitsel ve görsel algılamadaki bozukluklar, koordinasyon ve dengedeki bozukluklar ve kuvvet azalması; yaşlıların çevresel tehlikelerle karşı karşıya kalmalarını kolaylaştırmaktadır. Ev güvenliği açısından dikkat edilmesi gereken konular şunlardır:

I.Banyo-Tuvalet

Havalandırma yeterli olmalıdır. Baca çekişi yeterli değilse, zehirlenme riski doğar.
Elektrikli aletler kullanılmadıkları zaman kapalı tutulmalı, ıslak alanlardan uzakta bulundurulmalıdır. Islaklık elektrik akım geçirgenliğini artırır.
Acil durumlar için yakında hemen ulaşılabilecek bir telefon bulundurulmalıdır.
Zemin kaygan olmayan bir malzeme ile kaplanmalıdır.
Banyoda kullanılan suyun ısısı termostat ile ayarlanmalıdır.
Çok sıcak suya maruz kalan yaşlılarda haşlanma ve yanıklar meydana gelebilir.
Banyo ve tuvalet yanında sağlam tutamaklar olmalıdır.
Duş veye küvette kaymayan tabure bulundurulmalıdır.
II. Mutfak
Mutfakta çalışırken uygun kıyafet kullanılmalıdır. Kol ağızları dar ve kısa olmalıdır. Uzun, sarkan giyecekler kullanılmamalıdır.
Ocak düğmelerinin AÇIK-KAPALI konumu kolayca farkedilecek şekilde işaretlenmelidir.
Kullanılan elektrikli araçların kabloları lavaboya veya ocağa yakın olmamalıdır; aksi halde kablolar kolayca hasar görür ve elektrik çarpması riski artar.
Yeterli aydınlatma sağlanarak tezgah üzerinde yiyeceklerin kesildiği, soyulduğu alan iyi ışıklandırılmalı ve kesilerin oluşması önlenmelidir.
Ocak veya fırının yanında kolay tutaşabilecek malzemeler bulundurulmamalıdır.
Yere dökülen sıvılar hemen temizlenmelidir.
III.Merdivenler
Merdiven başlarında aydınlatma ve açıp kapama düğmesi olmalıdır.
Merdiven kaplamaları iyi durumda olmalı, kenarları kalkmışsa mutlaka yapıştırılmalıdır.
Basamak kenarlarına kontrast renk veya fosforlu bant yapıştırılmalıdır.
Kenarlarda trabzanlar olmalıdır.
Basamaklar eşit ve uygun genişlikte olmalıdır.
Merdivenlere eşya konmamalıdır.
IV.Elektrik ile ilgili konular
Uyumadan önce ısıtıcılar ve elektrikli battaniyeler mutlaka kapatılmalıdır, aksi halde yanık veya elektrik çarpması gibi durumlar meydana gelebilir.
Elektrik kablolarında aşınma, zedelenme varsa değiştirilmelidir. Hasarlı kablolar yangın riski taşır.
Elektrik fiş ve pirizleri kolayca görülebilecek şekilde ışıklı olmalıdır, acil durumlarda ortamın hemen aydınlatılması kolay sağlanmalıdır.
Elektrik düğmeleri kolayca açılıp kapatılabilen türden seçilmelidir, kolay ulaşılabilir şekilde yerleştirilmelidir.
Elektrik kabloları takılmaya neden olacak şekilde ortada bırakılmamalıdır.
Evdeki ısıtıcıların sabit olması, elektrik bağlantılarının uygun yapılmasını sağlar ve çevresinde yanabilecek malzemelerin bulunmasını önler.
Evde kullanılan sigorta sistemin kapasitesine uygun olarak seçilmeli, tel sarılanlar tehlikeli olduğu için tercih edilmemeli, acil durumlarda hemen atarak devreyi kesecek olanlar kullanılmalıdır.
V.Genel Önlemler
Sık kullanılan eşyalar kolayca ulaşılabilecek raflarda olmalıdır. Yüksekteki eşyaya ulaşmak için kullanılan merdiven, sandalye v.b. kullanımı düşme riskini artırır.
Kaçma, kurtulma gerektiren acil durumlarda kapılar içerden kolayca açılabilmeli, önüne çıkışı engelleyecek şekilde eşya konmalıdır.
Tehlike anında kolayca ev dışına çıkabilmek için;
Ayakkabıyı kolay giymeyi sağlayan uzun çekecek
Gereği halinde tutunulabilecek duvar tutamakları, trabzanlar
Kolay açılan kapıkolu
Kolay yakılabilen koridor, merdiven lambası
Antrede bir el fenerinin bulunması gerekir.
VI. İlaç kullanımı
İlaçların kullanımı ile ilgili detaylı bir plan-takvim görülecek bir yere (ör: buzdolabının kapısı) asılmalıdır.
Her ilaç kendi kutusunda tutulmalı, birbiri ile karıştırılmamalıdır.
Doktar önerisi dışında ilaç kullanılmamalıdır. İlaçların halen var olan hastalıklar ile veya halen kullanılmakta olan diğer ilaçlar ile etkileşime girebileceği unutulmamalıdır.
Şifalı bitkiler vb. kullanılacak ise yine ilaçlar ile veya başka hastalıklar ile olumsuz bir etkileşimin söz konusu olacağı akılda tutulmalıdır.
VII. Evin Isısı ve Havalanması
Pencereler gerektiği zaman kolayca açılabilmeli; kapalı ortam kirliliğinden kaçınılmalıdır.
Evde çabuk buharlaşan uçucu maddeler bulundurulmamalıdır. Parlayıcı, patlayıcı madde depolanmamalıdır.
Etkin ısıtma sağlanmalıdır; yaşlılar ani ısı değişikliklerinden olumsuz etkilenirler.
Kesinlikle yatakta sigara içilmemelidir. Sigara içimi engellenemiyorsa derin kül tablaları kullanılmalı ve içine biraz su konmalıdır.
VIII.Zemin
Zemine kayabilecek parça halı, kilim vb. konmamalıdır.
Halıların kenarı düşmeye neden olacak şekilde kalkık, kıvrık olmamalıdır.
Yerde oyuncak, paten, bilye vb. malzemeler olmamalıdır, yaşlılar görme sorunu nedeniyle kolayca basıp düşebilirler.
Koridorlarda çarpıp düşmeye neden olacak kutu-koli vb. bulundurulmamalıdır. -Takılmaya neden olan eşikler kaldırılmalıdır veya halı ile kaplanmalıdır.
IX.Günlük Aktiviteler
Sırtınızı rahatça dayayıp oturabileceğiniz ev eşyası alınız.
Gece baş ucunuza kolayca erişip açabileceğiniz, iyi aydınlatan bir lamba koyunuz.
Telefonunuzu hemen ulaşabileceğiniz yerlere yerleştiriniz.
Birkaç dakikadan fazla ayakta durarak iş yapmanız gerekiyorsa; ayağınızın birini bir basamağa koyunuz ve sonra ayak değiştiriniz.
Ağır yük kaldıracaksanız kollarınızı vücudunuza yakın tutup bel kemiğinizi koruyarak yükü alınız ve dizlerinizi bükerek yere bırakınız.
Ayakkabı ve çorap giyerken eğilmede zorlanıyorsanız ayağınızı bir tabureye koyup bel-sırt eğrilerinizi bozmadan ayakkabıyı bağlayınız.
Öksürürken, hapşırırken elinizle belinizi destekleyiniz, aniden öne doğru eğilmeyiniz.
Yatağa yatıp kalkarken önce oturunuz, yan tarafınızın üzerine uzanınız ve her iki ayağı aynı zamanda yukarı yatağa çekiniz,daha sonra dönerek sırt üstü uzanınız. Kalkarken nefes alınız, bir tarafınıza dönünüz, bir elinizi kullanarak gövdenizi kaldırınız, bacaklarınızı yatağın kenarından sarkıtınız. Ayağa hemen kalkmayınız, bir süre yatağın kenarında oturunuz.
Bilinçli fakat basit önlemler ile ev içinde karşılaşılabilecek kazaların önlenmesi mümkün olacaktır.

Yaşlılık ve Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yatalak Hasta Bakımı

Yatalak Hasta Bakımı

——————————————————————————–

Hazırlayan:Hem. Çiğdem MERAL
Ank. Numune Eğ. Ve Araş. Hastanesi KİT Ünitesi

Yatak Yaraları
Yatağa bağımlı hastalarda sürekli yatmaya bağlı olarak, özellikle kilolu (obez) hastalarda yatak yarası daha çabuk oluşur. Bu tür hastalarda 2 saatte bir pozisyon değiştirilmelidir. Yatak çarşaflarının kırışıksız olması gerekir. Ayrıca kilolu hastalarda hareket isteği azalacağı için dengeli beslenmesine ve yeterli sıvı almasına dikkat etmek gereklidir. Hastaların derisine kesinlikle alkol veya kolonya sürülmemeli, bunlarla masaj yapılmamalıdır. Hastanın derisi daima temiz ve kuru tutulmalıdır. Eksersiz yaptırılmalı, böylece yatarken basınç altında kalan bölgelerde yeterli kan akımı sağlanmalıdır.

Havalı yataklar da son yıllarda bu amaçla kullanıma girmiş ve yaygınlaşmıştır.

Kas – İskelet Sistemi
Hareketsizliğe bağlı olarak kuvvetsizlik, sırt ağrıları, kas zayıflığı ve kemik erimesi başlayabilir. Kemiklerde kolayca kırıklar oluşabilir. Kas ve eklemleri içeren düzenli eksersiz programı uygulamak gerekir. Bu program için fizyoterapistlerle görüşüp uygun program alınarak uygulanmalıdır.

Kalp
Bu hastalarda damarlarda vasodilatasyon (genişleme) olur. Kan karın içi organlarda toplanır, tansiyon düşer. Yorgunluk göz kararması, baş dönmesi gelişir. Emboli (kan pıhtısının hayati organlara giden damarları tıkaması) olasılığı artar. Önlem olarak yatak içinde elastik çorap veya elastik bandaj uygulamak gerekir.

Solunum Sistemi
Yatağa bağımlı hastalarda göğüs kafesi genişler, dolayısıyla solunum derinliği ve kanın oksijenlenmesi azalır. Hastaya balon şişirme, öksürme ve ıslık çalma gibi eksersizler yaptırılmalıdır. Akciğerlerde sekresyon (salgı) ve mukus (balgam) birikimi nedeniyle ciddi enfeksiyonlar oluşabilir (pnömoni = zatürre). Bakım yapan kişi tarafından öksürme ve nefes alıp verme eksersizleri yaptırılmalıdır. Devamlı yatan hastalarda dışkılama alışkanlığı değişebilir. Bakım yapan kişi hastanın dışkısının rengine, kıvamına ve sıklığına dikkat etmelidir. Her sabah verilecek bir bardak ılık su, kuru erik veya kayısı suyu kabızlığı önlemede etkili olacaktır.

İdrar Problemleri
Uzun süre yatağa bağımlı hastalarda idrar yapmada zorluklar meydana gelebilir. Bakım yapanlar kasların gevşemesi için perine (makat ve çevresi) üzerine sıcak termofor konulabilir. Musluk açılıp hastaya su sesi dinletilebilir. Bunlara rağmen hasta idrarını yapamıyorsa doktora başvurulmalıdır. Ayrıca sürekli yatan hastalarda böbrek taşı oluşumu sıktır. Hastanın düzenli sıvı alımını takip etmek gerekir. Bu durumu engellemek için yatakta aktif ve pasif eksersizler yaptırmak gerekir. İdrar yollarında enfeksiyon riskini artıracağı için mümkün olduğu kadar, hastaya idrar sondası taktırmaktan kaçınılmalıdır.

Diet ve İlaçlar
Hastalığı özel diyet gerektiriyorsa ( diabet, kalp hastalığı vb.) titizlikle uygulanmalı; ilaçları düzenli ve gerektiği gibi verilmelidir.

Psikoloji Durum

Uzun süre yatan hastalarda depresyon, yalnızlık duygusu, kaygılarda artış veya terkedilme korkusu gelişebilir. Hastada kronik uykusuzluk vardır ve içe dönüktür. Bu tip sorunları olan hastalarda dikkat edilmesi gerekenler:
Hastanın yalnızlık duygusunu en aza indirmek gerekir. Hastayı etrafındakilerle ilgilenebileceği bir odaya almakla dünyadan kopması önlenebilir.
Hastanın odasında radyo, televizyon olmalı dış dünyadan haberdar edilmelidir. Gazete, dergi okunmalı veya kendisi okuyabiliyorsa yönlendirilmelidir.
Hastaya bakım yapılacaksa mümkün olduğu kadar aktif ve katılımcı olması sağlanmalıdır.
Ağız bakımı önemlidir. Her yemekten sonra dişler fırçalanmalı, yapabiliyorsa kendisine yaptırılmalıdır. Dudaklarında kuruma varsa vaselin sürülmelidir.
Hastada anormal davranışlar fazlalaştığında psikolojik profesyonel yardım alınmalıdır.

Yaşlılık ve Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yaşlılarda İlaç Kullanımı

Yaşlılarda İlaç Kullanımı

——————————————————————————–

Türkiye’nin 23 ilinde huzurevlerinde kalan toplam 1944 (748 kadın, 1196 erkek) katıldığı bir çalışmada kronik hastalıkların prevelansı şöyle bulunmuştur: hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) % 30.7, osteoartrit % 20.4, kalp yetmezliği %13.7, diabetes mellitus (şeker hastalığı) %10.2, koroner arter hastalığı % 9.8, osteoporoz (kemik erimesi) % 8.2. Bu çalışmaya katılan erkeklerin yaş ortalaması 74.3±7.7 yıl, Kadınların yaş ortalaması ise 77.1±8.7 yıl olarak bulunmuştur. Katılımcıların kullandığı ilaç sayısı incelendiğinde; yaşlı bireylerin %28.2 ‘si bir ilaç, %24.3′ü iki ilaç, %18.5′i üç ilaç, %11.7 ‘si dört ilaç ve %17.3′ü beş veya daha fazla sayıda ilaç kullandığını bildirmiştir. Kullanım sıklığına göre sıralama ise aşağıda verilmiştir;

%

Kardiyovasküler sistem ilaçları 26.7

Ağrı kesiciler
20.8

Hematopoietik sistem ilaçları
14.8

Endokrin sistem ilaçları 10.6

Diüretik ilaçlar
10.5

Vitamin ve nutrisyonel preparatlar
10.2

Solunum sistemi ilaçları
9.5

Psikiyatrik ilaçlar
7.5

Santral sinir sistemi ilaçları
4.7

Antibiyotikler
2.8

Dermatolojik preparatlar
2.0

Gastrointestinal sistem ilaçları
12

Genitoüriner sistem ilaçları
2.6

Oftalmik preparatlar
1.9

Otik preparatlar
0.9

İlerleyen yaş ile birlikte ortaya çıkan değişiklikler sonucunda ilaçların etkisi de değişebilir.

Yaşlılarda ilaç kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:

1- Tedaviye başlamadan önce mutlaka bir tanı konmalıdır

2- Yaşlı hastalar daha önce tanımlanmamış ve tedavi edilebilir durumlar açısından değerlendirilmelidir. Bu durumlar ilaç tedavisini etkileyebilecekleri gibi ilaç tedavisinden de etkilenebilirler.

3- Tıbbi durumlar mümkün olduğunca ilaçsız kontrol edilmeye çalışılmalıdır

4- Hastaların birden fazla doktor tarafından görülmüş ve farklı tedaviler başlanmış olabileceği unutulmamalı, halen kullanmakta olduğu reçeteli ve reçetesiz ilaçlar dikkatle sorgulanmalıdır.

5- İlaç mümkün olan en düşük dozda başlanmalıdır.

6- Aktif metabolitleri böbrekten atılan ilaçlar için de doz ayarlaması yapılmalı ve böbrek fonksiyondaki yaşa bağlı değişiklikler göz önünde bulundurulmalıdır.

7- Böbrek fonksiyon bozukluğuna neden olabilecek ilaçlar dikkatle ve kısa süreli kullanılmalıdır

8- Tedavi şemaları çizilirken hastalar postüral hipotansiyon açısından sorgulanmalıdır

9- İlaç tedavisi basitleştirilmelidir

10- Hasta uyumunu artırmak için ilaç kullanım takvimi hazırlanması, ilaç kutularının belirgin olarak etiketlenmesi gibi önlemler alınmalıdır

11- Tedavi düzenli olarak gözden geçirilmeli ve gereksiz ilaçlar tedaviden çıkarılmalıdır

12- Tedavi planı mümkün olduğunca basitleştirilmelidir

Yaşlılık ve Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yaşlılık Döneminde İlaç Kullanımı

Yaşlılık Döneminde İlaç Kullanımı
——————————————————————————–
Hazırlayan : Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğr. Üyesi,
Geriatri Derneği Başkanı ve Geriatri Dergisi Editörü

Yaşlanma ile birlikte organlarda ve organ sistemlerinde ortaya çıkan değişiklikler sonucunda, vücudun çeşitli stres ve değişen koşullara adaptasyonu azalmıştır. Dolayısı ile yaşlılarda sadece hastalıkların klinik boyutu ve bununla bağlantılı olarak tanısal mantık değil, tedavi yaklaşımları da özellik arz etmektedir. Yaşlılarda hastalıkların mekanizması ve nedenleri değerlendirildikten sonra, bu duruma özgü tedavi yöntemini belirlemek gerekir. Çeşitli seçeneklerin içinden etkinliği ve güvenilirliği kaliteli, bilimsel araştırma ve yayınlarla kanıtlanmış olan ilaç seçilmeli ve yaşlı hastaya özgü bir dozaj şeması hazırlanmalıdır.

Yaşlılarda hastanaye yatma ve bunun getirdiği sosyal ve ekonomik sorunlardan sorumlu tutulan üç faktör vardır :

1. Kullanılan ilaçların yan etkileri ;
Nedenleri :
a- Birçok ilacın bir arada kullanılması,
b- Birkaç hastalığın bir arada olması,
c- Hastalıkların şiddeti,
d- Reçete edilen ilaç tipleri,
e- Yaşlanma ile organlarda meydana gelen değişikliklere bağlı olarak ilaç etkilerinin de farklılaşması.
2. Birkaç ilacın bir arada kullanımına bağlı olarak ilaçların birbirinin etkisini artırması veya engellemesi,

3. Kullanılan ilaçların halen var olan başka hastalıkları artırması.

İleri yaştaki kişilerde ilaçların alınmasından sonra, ilacın içindeki etken maddenin emilimi, dokulara dağılımı ve daha sonra vücuttan atılımı gençlere oranla farklılık göstermektedir.
Bu değişikliğin nedenleri çok çeşitlidir. Örneğin:
1. Tükürük salgısı azalır.
2. Mide-Barsak hareketleri yaşlanma ile azalır.
3. İlacın emilebileceği yüzey azalır.
4. Mide boşalma zamanı uzar.
5. Kas kitlesi ve vücut suyu azalır, vücut yağ kitlesi artar.
6. Karaciğer küçülür, kanlanması azalır.
7. Böbreğin kanlanması ve süzme özelliği azalır.
8. Hücrelerin ilaca cevabı değişir.
Yaşlılıkta ilaç kullanımı ile ilgili temel kurallar şunlardır:
1. Yaşlı hastaya ilaç önerilirken tedavi mutlaka bireyselleştirilmeli; o hastaya en uygun ilaç seçilmelidir.
2. Tedaviye başlamadan önce bir tanı konmuş olmalıdır; sadece hastalık belirtileri için ilaç önerilmemelidir.
3. Tıbbi sorunlar olanaklar elverdiğince ilaçsız olarak tedavi edilmeye çalışılmalıdır.
4. Başka doktorlar tarafından ilaç yazılıp yazılmadığı sorulup araştırılmalıdır.
5. İlaca mümkün olan en düşük dozda başlanmalıdır.
6. Eğer gerekiyorsa ilacın dozu kontrollü olarak artırılmalıdır.
7. Sedasyon yapan, sakinleştirici özelliği olan ilaçlar kişinin günlük yaşamındaki faaliyetlerini etkileyebileceği için dikkatle önerilmeli ve kullanılmalıdır.
8. Doz ayarlaması dikkatle yapılmalıdır.
9. Yan etkisi olabilecek ilaçlar mümkün olduğunca kısa sürede kullanılıp, kesilmelidir.
10. İlaçlar gerekli kan-idrar incelemeleri gibi laboratuar testleri yapıldıktan sonra reçete edilmelidir.
11. İlaç tedavisi basitleştirilmelidir.
12. Hastanın tedaviye uyumunu artırmak için kullanım takvimi hazırlanmalı, ilaç kutuları belirgin olarak etiketlenmelidir.
13. Tedavi düzenli olarak gözden geçirilmeli ve gereksiz ilaçlar tedaviden çıkarılmalı, tekrar tekrar reçeteye yazılmamalıdır.
14. Tedavi planı mümkün olduğunca basitleşttirilmelidir.
Dikkat edilmesi gereken konular ve önerilerimiz :
1- Her belirti veya yakınma için hemen ilaç almayı düşünmeyiniz.
2- Muayeneye gelirken kullanmakta olduğunuz tüm ilaçları yanınızda getiriniz.
3- Halen kullanmakta olduğunuz ilaçları mutlaka doktorunuza gösteriniz.
4- Sigara, alkol ve kafeinli içecek (kola vb.) tüketiyorsanız bunu doktorunuza söyleyiniz.
5- Olanaklar çerçevesinde az ilaç kullanınız.
6- İlacınızı doktorunuzun önerdiği dozda alınız ve tedavi şemasına uyum göstermeye çalışınız.
7- Sorunlarınız varsa, mutlaka doktorunuza yöneltiniz.
8- Kullandığınız ilaçlar ile ilgili her türlü yan etkiyi mutlaka doktorunuza iletiniz.
9- İlaç kullanımında herhangi bir zorluk ile karşılaşırsanız doktorunuza söyleyiniz (örneğin; ilaç kutularının kapağını açmada zorluk, ilacı yutmada zorluk, aynı renkteki tabletlerin karışması gibi).
10- İlaç kullanımı ile ilgili detayları hatırlamak için takviminize işaretler koyunuz.
11- Halk arasında “şifalı bitkiler” olarak tanımlanan maddeleri kullanacaksanız, halen var olan hastalıklarınızı veya halen doktor önerisi ile kullandığınız ilaçların doz ve etkinliklerini etkileyebileceğini düşünerek dikkatli olunuz ve mutlaka doktorunuza danışınız.
Hangi ilaçları alıyorsanız araba kullanmayacaksınız ?
1. Sakinleştirici ilaçlar (özellikle benzodiyazepin içerenler)
2. Antihistaminikler yani allerji-kaşıntı ilaçları
3. Antidepresan ilaçlar
4. Opioid maddesi içeren ilaçlar.

Yaşlılık ve Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın