Kurban Bayramı: Pitoresk’ten Grotesk’e…
Son yılların en flash bayram ‘kare’leri, sahibini süsmeye çalışan koçlar, başı gövdesinden ayrılmış yüzülmeyi ve parçalanmayı bekleyen kurbanlar; ve bu hallerin modern metropol görüntüsü ve dahi şehir dizaynı içinde yarattıkları çelişki.
Haberci için bulunmaz nimet; 95′lik ihtiyarın bisiklet turnuvasına katılması ile TEM’e nazır kurban kesme görüntüleri arasında bir derece farkı yok. Kurban Bayramı’na hayvanların sistematik ama örgütlü olmayan bir şekilde öldürülmesi ve etlerin kavrularak yenmesi diye baktığınızda elbette mebzul miktarda ‘grotesk’ tablo vardır ortada. Grotesk, yani temelde ciddi olan, ama ortaya çıkan bağdaşmaz durumlardan dolayı kaba bir gülünçlükle malul manzara; işte Türkiye AB’ye bu görüntülerle mi girecek sevgili seyirciler sendromu.
Bir de yaygın bir bayram alışkanlığı var; bir taraf ‘bu hayvan katliamıdır’ deyince kurban kesen tarafın haliyle ’siz de yeni yılda hindi kesiyorsunuz’ karşı savını ileri sürmesi. Yeni bir yıla adım atmanın şerefine ‘kurban’ edilen hindiler de bu kadar göz önünde kesilselerdi aynı hoşnutsuz bilgiçlikler olur muydu bilemiyorum. Ama gerçek olan şu, yeni yıldaki hatırı sayılır hindi kesimi gözlerden uzakta gerçekleşiyor.
Yeni yılda hindi yeme âdeti seküler ve kentli bir ayin; referansı din olmayan her kent merkezli ritüel gibi baştan ‘yırtıyor’. Ama burada asıl önemli olan, bu âdetin üst ya da orta-üst sınıftan insanların mensup olduğu kültürel daireden çıkması nedeniyle, hem sistematik hem de örgütlü ve organize olması. Minareyi çalanın ince düşünüp kılıfını da önceden hazırlamayı akletmesi, kutlamayı kan resimleriyle gölgelememeyi bilmesi becerikliliği söz konusu. Kurban Bayramı’nda ise neredeyse her sınıftan insan kurban kesiyor, ‘minareyi çalarız, kılıf nasıl olsa bulunur’ rahatlığı da devreye giriyor doğal olarak.
Mesele katliam değil yani, katliam görüntüsü. Hoş olmayan şeyleri gizleyip kapaklandırmada bir numara olan burjuva dehasından pay alamamış olmak. Şartların daha sıhhi hale getirilmesinin elzem olmadığını kimse inkar edemez. Ama yine de sormak gerekir, modern insan, ruhunun incikli boncuklu yanına hiç mi ‘es’ veremez?
Medya büyük bir istençle bütün grotesk kareleri topluyor, ama o kadar obur ki, mantıklı bir zihnin Kurban Bayramı’na ne kadar ihtiyaç olduğunu anlayabilmesini, ayıklayabilmesini sağlayacak kareler de kaçıyor aralara: Bir çocuğun torbaya doldurduğu sakatatı sürükleye sürükleye evine götürmeye çalışması ekranda. Torba yırtılmakta, içinden uzayan sallanan şeyler düşmekte. Çocuk onları elleriyle! dolduruyor ve yola devam. Onun da evde bekleyen beş kardeşinin de böyle şeylerden ‘iğrenme’ lüksü yok. TV programlarında “Bir kere kurban kesilirken gördüm, hayatım boyunca unutamadım” gibi ponponlu ifadelerle büyüklerini bilinçlendirmeye devam etsinler; diğerleri et, sakatat, ne varsa toplayıp eve götürecek kadar muhtaç. Hatırlamak lazım, insan vücudunun et ürünlerine ihtiyacı var. Görüntü yüzünden işlev itlaf edilebilir mi?
Kurban Bayramı yoksul insanlarla kurban kesecek durumda olanlar arasında yapılan bir ‘barter’ anlaşması. Kurban kesenin yardımı, yardımı alanın duası. Duanın da, vergiden düşülemeyen yardımın da nominal bir değeri yok bugün. Ama içerdiği ‘manevi anlam’ bir zamanların sanatçılarına esin vermiş işte; Levni’ler, Matrakçı Nasuh’lar bugünün insanına grotesk gelen görüntüleri ‘pitoresk’ bulup minyatüre tahvil etmişler. Pitoresk: Resmedilmeye değer bulunan güzellik. Göz hakkı denilen şeyden bihaber varsılların yaşadığı bu pırıltılı kentte, her ‘imrenme’leri içlerine demir gibi oturan ‘pılık pırtık’ yoksullara bir parça ‘protein’ bahşeden bir güzellik. Yoksulu düşünmenin ‘kaba saba’ güzelliği.
NİHAL B. KARACA
n.bengisu@zaman.com.tr