KISIRLIK NEDENLERİ

KADINDA KISIRLIK NEDENLERİ

Kuşkusuz her kadın doğası gereği çocuk sahibi olup annelik duygusunu tatmak ister. Ancak günümüzde her 100 çiftten 15’i bu isteğine kavuşabilmek için yardım almak zorunda. Kısırlığın çözümsüz olduğu vakalar enderdir. Ancak erken menopoz ya da erkekte hiç sperm hücresi bulunmaması durumunda yardımcı yöntemlere başvurmak anlamlı değil. Bunun dışında kalan kısırlık vakalarında ise sadece çocuk sahibi olma şansının azaldığı söylenebilir.
Tanının konabilmesi için tetkikler ve muayeneler adım adım uygulanır ve uzun zaman alabilir. Bu zaman doktorun problemi iyi anlamasına ve en etkili tedaviye karar vermesine yardım eder. Araştırmalar sonucu bir veya birden fazla kısırlık nedeni bulunabileceği gibi çiftlerin yaklaşık %15’inde kısırlığın nedeni saptanamaz.

Kadındaki en önemli kısırlık sebepleri yumurtlama bozuklukları, endometriozis ve tüplerin hasarlı veya tıkalı olmasıdır.

1. Yumurtlama bozuklukları:
Kadında en sık görülen kısırlık nedeni yumurtlama bozukluklarıdır. Yumurtlama (yumurtanın yumurtalıklar dışına atılması) olmaksızın döllenme ve gebelik oluşamaz. Yumurtlama bozukluğu dendiğinde yumurtlamanın hiç olmaması veya düzensiz ve seyrek olması anlamına gelir. Adetlerin seyrek veya hiç görülmemesi çoğu zaman bir yumurtlama bozukluğunu gösterir. Ancak adetlerin tamamen düzenli olduğu durumlarda da yumurtlama bozukluklarına rastlanabilir.

Yumurtlama bozuklukları başlıca üç grupta toplanabilir

Yumurtalıklardaki yumurta üretimini uyaran hormonların doğuştan eksikliğine bağlı olarak beyin sapından salgılanamaması: Bu durumda kadında ergenlikten itibaren hiç adet kanaması görülmez

Beyin sapından(hipofiz) süt hormonu prolaktinin normalden fazla salgılanması: Bu durum genellikle bu bölgedeki iyi huylu bir tümörün varlığına bağlı olmakla beraber bazen hiçbir neden bulunamaz. İyi huylu tümörlerin cerrahi yollarla çıkarılabilir. Neden bulunamadığı durumlarda çeşitli ilaç tedavileriyle prolaktin seviyeleri düşürülerek yumurtlama normal hale getirilebilir.

Polikistik over sendromu: Bu hastalığın tipik formunda genel olarak adetler düzensiz ve seyrektir (yılda 3 – 4 adet). Bazı hastalarda adetler hiç görülmezken diğerlerinde tamamen normal olabilir. Hastalar genellikle şişmanlamaya yatkındırlar. Ciltte ve saçlarda yağlanma, sivilce gibi problemler sıkça görülür. Yumurtalıklarda normalden fazla sayıda yumurta bulunmakta ve bunlar erkeklik hormonu salgılayarak normal yumurta gelişimini engellemektedir.

2. Tüplerin hasarlı ve tıkalı olması:
Tüplerin kısmen veya tamamen tıkalı olması sperm ile yumurtanın buluşmasını engelleyerek döllenme ve gebeliği olanaksız kılar. Tüplerdeki bu hasar geçirilmiş enfeksiyon, endometriozis veya geçirilmiş bir ameliyat sonrası kalan karın içi yapışıklıkları gibi birçok nedene bağlı olabilir. Tüpler bir dış gebelik sonucu da hasara uğrayabilir. Gelişmiş ülkelerde cinsel yollardan bulaşan enfeksiyonlar tüplerdeki hasarın en önemli nedenidir. Ülkemizde çocukluk çağında alınan verem mikrobu da tüplerde geri dönülemez hasar oluşturur.

3. Endometriozis
Endometriozis, rahim içini döşeyen dokunun (endometrium) rahim dışında gelişmesine denir. Endometriozis en sık olarak rahimi yerinde tutan bağlara yerleşir. Diğer sık görüldüğü bölgeler ise rahim yüzeyi, tüpler ve yumurtalıklardır. Endometriozis tıpkı rahim içini döşeyen doku gibi hormonlara duyarlı olup adet sırasında kanar. Karın içinde oluşan bu mikro kanamalar zamanla iltihap benzeri yangısal durum oluşturur ve yapışıklıklara sebep olur. Endometriozis yumurtalıklarda yerleştiği zaman kist oluşumuna neden olur. Bu kistlere endometrioma adı verilir.

Endometriozisin en önemli belirtileri adet öncesi ve adet sırasında ağrı, ilişki esnasında veya sonrasında ağrı, düzensiz şiddetli adetler ve kısırlıktır. Daha az görülen diğer belirtiler yorgunluk, adet esnasında bağırsak hareketlerinin şiddetlenmesi. İshal, kabızlık gibi diğer sindirim sistemine ait belirtilerdir. Bunların yanı sıra endometriozis bazı kadınlarda hiçbir belirti vermeyebilir.
Endometriozisi olan kadınların yaklaşık yüzde 50’sinin çocuk sahibi olabilmeleri için tedavi gerekir. Yine kısırlık nedeni ile başvuran kadınların yaklaşık yüzde 25’inde endometriozis saptanır.

4. Rahim ağzına ait problemler:
Rahim ağzındaki yapısal, enfeksiyona ait veya bu bölgedeki salgıya (mukus) ait bozukluklar kısırlık sebebi olabilir. Rahim ağzından salgılanan mukus spermlerin genital yoldan taşınmasını kolaylaştırır. Östrojen ve progesteron hormonları etkisi altında mukusun siklus sırasında miktarı ve niteliği değişir. Polip gibi iyi huylu tümörler veya bu bölgeye uygulanmış olan cerrahi girişimler kısırlığa neden olabilir.

5. Alerjik nedenler:
Alerjik nedenler kısırlık nedeni olabilmekle birlikte teşhisleri ve tedavileri zordur. Alerjik neden spermlerde veya mukusta bulunabilir. Antisperm antikorları adı verilen bu alerjik durumların tedavi etkinliği belli değil ve tedavi edilen veya edilmeyenlerdeki gebelik oranları çok farklı değildir. Bu nedenle rutin olarak gerekliliği tartışmalıdır..

ERKEKTE KISIRLIK NEDENLERİ

Erkekler kadınlarla kıyaslandığında çok duygusal değiller. Ancak söz konusu kısırlık olduğunda, erkekler de bir hayli hassaslaşabiliyor. Çocuğu olmayan çiftlerin %30 – 50’sinde problemin erkekten kaynaklandığı düşünüldüğünde haksız da sayılmazlar.

Her kültürün kendine özgü klasikleri vardır. Bizim kültürümüzün en önemli klasikleri arasında yeni evlenen çiftlere ‘Eee, çocuk ne zaman olacak?’ sorusunu sormak yer alıyor. Çocuksuz geçen bir kaç yılın ardından artık yakın çevrede ‘Galiba çocukları olmuyor’ sesleri yükselmeye başlar. Bundan en çok mağdur olansa yine kadınlar. Çünkü bir çifttin çocuğu olmuyorsa önce kadın şüpheli duruma düşer. Oysa çocuğu olmayan çiftlerde problem %30 – 50 erkekten kaynaklanır.

Erkekteki bu problemlerin nedeni %30 – 40 olguda açıklanamaz. Sperm kalite ve sayısındaki bozuklukların nedeni bulunamadığında bir takım deneysel ilaç tedavileri uygulanırdı. Ancak bu tedavilerin herhangi bir etkinliğinin olmadığı görüldü.

Mikroenjeksiyon tekniğinin 1992 yılından itibaren uygulanılmaya başlanmasıyla birlikte erkek kısırlığının tedavisinde bir dönüm noktası yaşandı. Bu teknikle şiddetli erkek kısırlığı durumlarında bile yüksek gebelik oranları elde etmek mümkün hale geldi.

Azımsanamayacak bir orana sahip olan erkekteki kısırlık nedenlerini 2 ana grupta toplamak mümkün.

Spermin sayı ve kalitesini etkileyen üretim bozuklukları.

Spermi dışarıya taşıyan kanallardaki tıkanıklıklar.

1. Sperm üretim bozuklukları:
Erkek kısırlığı vakalarında spermin üretim ve olgunlaşma bozuklukları en sık rastlanılan durumdur. Üretim bozukluğu sperm sayısından kaynaklanabilir. Kadın yumurtasının döllenmesini engelleyen sperm hareketlerinin zayıflığı veya sperm şekillerinin (morfoloji) anormalliği ile de ilgili olabilir. Erkeğin sperminin normal kabul edilebilmesi için sayısının en az 20 milyon/ml, hareketli sperm oranının %30 ve yapısal olarak normal sperm oranının %4’ün üzerinde olması gerekir. Sperm değerlerinin yukarıda belirtilenin altında olması halinde doğal yollardan gebelik elde edilmesinde belirgin zorluklar yaşanmaya başlanır. Birçok faktör spermiogenezi (sperm hücrelerinin üretimi ve olgunlaşması) olumsuz yönde etkileyebilir.

Bunlar aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir.

İltihabi hastalıklar: Bazı bakteri ve virüsler erkekte yumurtalık iltihabına sebep olur. Yumurtalıklarından iltihabi bir hastalık geçiren erkeklerin yaklaşık %25’inde kısırlık problemi oluşur.
Hormon bozuklukları: Sperm ve erkeklik hormonu olan testosteron hormonunun üretimi beyin sapından salgılanan iki hormon (folicle stimulating hormon ve luteinizing hormon) tarafından kontrol edilir. Bu hormonların salınımına ait bozukluklar erkek kısırlığının %2 – 5’inden sorumludur.
Çevresel problemler: Kanser tedavisi için kullanılan ışın ve ilaçlar sperm üretimini bozabilir.

2. Yapısal bozukluklar
Spermin üretim yeri olan yumurtalıklardan dışarı çıkmasını engelleyen tam veya kısmi tıkanıklıklar kısırlık nedeni olabilir. Bu tıkanıklıklar doğuştan olabileceği gibi sonradan bir enfeksiyona da bağlı olabilir. Yumurtalık bölgesinden geçirilmiş bir cerrahi müdahale de tıkanıklığa yol açabilir.

Kısırlık kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

KISIRLIK TEŞHİSİ NASIL KOYULUR ?

KADININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Yapılması mutlaka gerekli olan tetkikler
Öngörüşme, Jinekolojik muayene ve ultrasonografi: Kısırlık nedeni olabilecek hormonal yapıya ait ipuçları araştırılır (kilo, kıllanma, memelerden süt gelmesi, büyümüş tiroid bezi vs.), üreme sistemi, yumurtalıklar ve rahim ultrasonafi yardımı ile değerlendirilir. Üreme organlarına ait enfeksiyonlar, bu sistemin yapısal bozukluklarının bir kısmı , rahime ait miyom polip gibi urlar ve rahim için tabakasının(endometrium) özellikleri, yumurtalıkların yapısı, kistleri teşhis edilebilir.

Kadında hormon tetkikleri: FSH, LH, PRL, TSH, E2

HSG (Histero-salpingo-grafi, Rahim kanallarının filmi) : Rahim ağzından verilen ilaçlı maddenin rahim boşluğunu doldurup kanallardan geçerek karın boşluğuna dağılışı bir dizi röntgen filmi ile tespit edilir. HSG olarak adlandırılan bu tetkik rahim kanallarının geçirgenliği hakkında bilgi verir ve rahim boşluğunun şekil bozuklukları ve yer kaplayan oluşumlarının tanınmasını sağlar. Kanalların her ikisinin de tıkalı olması kesin kısırlık nedenidir ve tüp bebek yapılmasını gerektirir. kanallardan bir tanesi açık diğeri kapalı ise gebe kalma şansı azalmakta, kısırlık ihtimali daha da artmaktadır. Bu gibi durumda aşılama tedavisi kadının yaşına, evlilik yılına, sperm analizine göre değerlendirilip, gerekirse tüp bebek yapılabilir.

Gerektiğinde yapılabilecek tetkikler:

Rahim boşluğunun değerlendirilmesi (Hidro-sonografi): Rahim ağzından verilen sıvının ultrason kontrolu altında rahim boşluğunu doldurması izlenerek, rahim içinde yer kaplayan oluşumlar tesbit edilebilir. Bu yöntem ile rahim içi dokunun gelişme durumu, polip, miyom gibi oluşumlar tesbit edilmektedir.

Laparoskopi: genel anestezi altında göbek altından 1 cm’lik bir kesi ile karın boşluğuna girilip optik bir sistem aracılığı ile karın içinin gözlenmesidir. Yumurtalık ve rahim kanallarının yapısal ilişkilerinin araştırılması, karın içindeki endometriozis odaklarının tespiti, ve gerektiğinde bazı cerrahi müdahalelerin açık ameliyata geçmeden yapılabilmesi için önerilebilir. Ancak gerekirse yapılmalıdır.

Histeroskopi: rahim içini ilgilendiren bir problemden şüphelenildiğinde uygulanır. Rahim kanalından rahim boşluğuna doğru ilerletilen bir optik sistem ile görüntü alınıp, cerrahi olarak problemin giderilmesini sağlamak üzere önerilen bir yöntemdir. Ancak gerekirse yapılmalıdır. Bu yöntemle, rahim içi direkt görülebilir, buradaki dokudan biyopsi, miyom veya polip gibi oluşumlar alınabilir.

ERKEĞİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Sperm tetkiki: 3-4 günlük cinsel perhizden sonra mastürbasyon yoluyla verilen sperm, sayı, hareket özelliği ve yapısal durum bir çok yönden değerlendirilir. Sperm yıkama işlemi ile dölleme yeteneğinin arttırılması açısından sağlanan fayda araştırılır.

Muayene: Sperm tetkikinde tespit edilen soruna göre testislerin durumu değerlendirilir, varikosel, enfeksiyon gibi problemler araştırılır.

Erkekte hormon tetkikleri: FSH, LH, TESTOSTERON, FREE TESTOSTERON, PRL, TSH .

kaynak:tupbebekbilgi.com

Kısırlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

DIŞ GEBELİK

Dış gebelik, her 100 gebelikten birini etkileyen, sık görülen ve ölüme sebep olabilecek bir durumdur. Bu, döllenen yumurta, rahimin dışına yerleşirse, oluşan bir durumdur. Gebelik ilerledikçe, ağrıya ve kanamalara sebep olur. Tüplerin kırılmasına ve kanamalara sebep olabilir, ve eğer, yeterince çabuk tedavi edilmezse, annede kalp yetmezliğine ve ölüme sebep olabilir.

Dış gebeliğe neler sebep olur?
Yumurta genelde, 4-5 gün içinde yumurtalıktan aşağıya, rahme doğru ilerler ve döllendikten 6-7 gün sonra buraya yerleşir. Dış gebeliğin en sık rastlanan nedeni, fallop tüplerinde, daralmaya veya tıkanmaya sebep olan bir zedelenmedir. Aynı zamanda, normalde, kasılıp döllenmiş yumurtayı rahme götüren tüpün duvarında da bir sorun olabilir. Apandisit veya kadın hastalıkları gibi sorunlar, tüpte kıvrımlar ve yapışmalara sebep olabilecek zararlar verir, böylece, yumurtanın geçişini geciktirip, tüpte yerleşmesine sebep olabilirler. Ancak, birçok durumda yumurtanın neden tüpte yerleştiği bilinmemektedir.
Olası sonuçlar nedir?
Birçok durumda dış gebelik, yeni bir regli dönemi gelmeden veya çok az belirtilerle veya ağrı ve kanama şeklinde belirtilerle, düşer ve çabuk ölür. Bu gibi durumlarda, dış gebelik nadiren teşhis edilir ve bunun bir düşük olduğu sanılır. Bu durumlarda yapılacak bir şey yoktur.

Eğer, dış gebelik devam ederse, tüpün ince duvarları gerilecek ve karın ağrılarına sebep verecektir. Bu durumlarda kanama olabilir. Gebelik geliştikçe, tüp yırtılabilir ve ciddi kanamalara, ağrılara ve kendinden geçmeye sebep olabilir.

Bunlar olmadan, normal gebelik hormonlarının gerekli hızda artıp artmadığına bakılarak, kan testi ile, dış gebeliği tespit etmek mümkündür.

Belirtiler nelerdir?
Karın ağrısı olan, doğum yapma yaşına gelmiş, cinsel açıdan aktif olan her kadın, aksi tespit edilmediği sürece, dış gebelik yaşıyor olabilir. Sancı aniden başlamış olabilir ve kanama olabilir veya olmayabilir. Vakaların çoğu, gebeliğin 4 ile 10uncu haftası arasında, aşağıdaki belirtileri gösterir:

Tek taraflı karın sancısı
Bu devamlı ve çok fazla olabilir, ancak dış gebeliğin olduğu tarafta olmayabilir.

Omuz başı ağrısı
Bu, iç kanama sonucu diyaframın rahatsız olmasından dolayı olur.
Hamilelik testi
Test sonucu olumlu olabilir, ancak olmayabilir de. Bazen, bundan emin olmak için daha detaylı kan testi gerekebilir.

Anormal kanamalar
Kadın hamile olduğunu bilmiyor olabilir, ve olağan dışı bir regli yaşayabilir. Spiral taktırmış olabilir. Kanama her zamankinden fazla veya daha hafif olabilir veya daha uzun sürebilir. Bu kanama regli kanamasına benzemez, koyu renklidir ve daha suludur, bazen kuru erik suyuna benzetilir.

Gelmeyen veya geciken regliler
Hamilelikten şüphelenilebilir veya hamilelik belirtileri görülebilir, örneğin: mide bulantısı, göğüs ağrısı veya karında şişkinlik gibi, ancak kanama görülmeyebilir.

İdrar veya bağırsak sorunları
Tuvalete gitmek ağrılı olabilir.

Yığılma bayılma
Başınız dönebilir veya bayılabilirsiniz, bu duygu aynı zamanda sanki bir şey çok yanlışmış gibi bir duygu ile beraber olur. Başka belirtiler olan, renk solması, nabzın hızlanması, kusma, ishal ve tansiyonun düşmesi de tecrübe edilebilir.

Nasıl başa çıklabilir?
Eğer, dış gebelikten şüpheleniliyorsa, kadın hastaneye götürülmelidir. Hastanede ultrason ve kan testi yapılır. Eğer, ultrason boş bir rahim gösteriyorsa, ancak, hamilelik testi olumlu ise, düşük veya hamileliğin erken zamanları olmasının dışında, dış gebelik büyük bir olasılıktır. En kesin sonuçlu ultrason, vajina içinden bir tüple yapılır, ancak, dış gebeliği her zaman ultrasonda görmek mümkün değildir. Eğer, kadın kendini iyi hissediyorsa ve sancısı yoksa, iki veya üç gün boyunca sürekli yapılacak bir hormon kan testi, dış gebelik olup olmadığını tespit edebilir. Eğer, şüphe yüksekse, veya kadının belirtileri kötüye giderse, tüpleri incelemek için bir laparoskopi yapılır. Eğer, teşhis barizse, dış gebeliği almak için bir ameliyat ve kaybedilen kanı telafi etmek için kan nakli yapılması gereklidir.

Eğer, tüp yırtılmadan, erken teşhis ve gerekli şartlar sağlanabilirse, daha az drastik müdahale gerekir. Keyhole (anahtar deliği) ameliyatı veya ilaçla tedavi, daha hızlı iyileşmeyi sağlar ve kadının gelecekte hamile kalabilme şansını arttırır. Unutmayın hamileliğiniz dış gebelikse, bebeğin yaşama şansı kesinlikle olmaz. Bu tedaviler, annenin en az zarar görmesini sağlamak içindir.

Tüp yırtılmadan önce, doktorun laparoskopi kullanarak, tüpü zedelemeden, tüpü kesip gebeliği alması mümkündür.
Alternatif olarak, metotexate adlı, dölü öldüren bir ilaç kullanılabilir. Bu ultrason altında veya bir iğnenin laparoskopik yardımıyla direk olarak döle veya fallop tüpüne zarar vermeden, kan dolaşımı yoluyla döle ulaşmak üzere bir kasa enjekte edilebilir.
Tabiî ki, bu tedaviler, uzman profesyonel yetenekler, ultrason ve etkili labrotuar testlerine bağlıdır. Aynı zamanda, araştırma ve değerlendirmeye tabi oldukları için, her yerde bulunmazlar.
Kimler risk altındadır?
Doğum yapma yaşına gelmiş, cinsel açıdan aktif her kadında dış gebelik görülme olasılığı vardır. Ancak, eğer aşağıdakileri yaşadıysanız, dış gebelik olma ihtimaliniz artabilir:

Kadın hastalıkları
Eğer, fallop tüplerinin enfekte olduğu, sancılı kadın hastalıklarıyla ilgili bir geçmişiniz varsa, (örneğin, klamdiya trakomatis – en yaygın bulaşıcı cinsel ve belirti göstermeyen bir hastalık). Klamdiya hakkında daha fazla bilgi edinin.
Endometriosis
Sezeryan, apandisit ameliyatı veya dış gebelik gibi, daha önce yapılmış herhangi bir karın ameliyatı riski arttırabilir.

Spiral takılması
Spiral rahimde olabilecek bir hamileliği önler ancak, tüpte oluşabilecek bir hamileliği önlemekte çok etkili değildir.

Eğer projesteron alıyorsanız- sadece doğum kontrol hapı şeklinde (mini doğum kontrol hapı)
Sadece doğum kontrol – projestoren, hapları tüpün hareketini değiştirebilir ve bunun da, az da olsa, dış gebelik ihtimalini arttırdığı düşünülmektedir.

Daha sonraki hamilelikler?
Kadının tüplerinden birinin yırtılması veya alınması, normal yumurtlamasına engel değildir, ancak hamile kalma şansı yarı yarıya düşecektir.

Dış gebeliğin tekrar etme olasılığı % 7 – 10 arasındadır ve bu da yapılan ameliyatın ne tip bir ameliyat olduğuna ve kalan tüpelere verilen zararın ne kadar olduğuna bağlıdır. Fallop tüplerinden birisi zarar gördüyse (örneğin yapışmadan dolayı) diğer, ikinci tüpün de zarar görmüş olma ihtimali fazladır. Bu, sadece hamile kalma şansı normalden daha az anlamında olmakla kalmaz, aynı zamanda bir dış gebeliğin tekrar etme ihtimalini de daha fazlaya çıkarır. Spiralle ilgili vakalarda ise, eğer, spiral çıkarılırsa, gelecekte dış gebelik ihtimali artmaz.

Sonraki hamileliğimde ne yapabilirim?
Her durumda, daha önce dış gebelik geçirmiş bir kadın hamile kaldığından şüphelenir şüphelenmez, yakın gözleme alınmak üzere doktorunu haberdar etmelidir. Benzer olarak, eğer, reglisi gecikirse, kanaması normalden farklı olursa veya anormal karın sancısı olursa, doktora görünmeli ve doktora gerekirse, daha önceki dış gebeliği hatırlatmalıdırlar.

Duygularınız
Dış gebelik, çok hasar veren bir deneyim olabilir; genelde büyük bir ameliyat sonrası iyileşme döneminde olursunuz; kaybettiğiniz bir bebek ve bazen da azalan hamile kalma şansınızın verdiği üzüntü ile yüz yüze kalabilirsiniz; belki de hamile olduğunuzdan haberinizin bile olmadığı bir zamanda.

Kaybınızı takip eden haftalar ve aylar boyunca duygularınız çok farklılıklar gösterebilir. Acıdan kurtulduğunuza ve hayatta olduğunuza çok sevinebilir ama aynı zamanda kaybınıza da çok üzülebilirsiniz. Ameliyat masasına, bu duruma psikolojik olarak alışmaya vakit kalmadan yatırılmış olma ihtimaliniz çok fazladır. Olanların çoğu sizin kontrolünüz dışında olmuştur, ve sizi şokta bırakabilir.

Eğer, size olay tıbbi olarak açıklanmadıysa, sebebini anlamaya çalışabilir ve hatta kendinizi suçlayabilirsiniz. Bu anlayışla karşılanan bir etkidir ancak, sizin sağlığınız açısından, bu olaya sizin sebep olmadığınızı anlamanız çok önemlidir.

Aniden yok olan hamileliğiniz, hormonlarınızı bozar ve bu da kendinizi çok hassas ve bunalımlı hissetmenize neden olabilir.

Aniden biten bir hamileliğin ve bir ameliyatın, aile hayatına getireceği stresi ve baskıyı anlamak zor değildir.

Eşinizin duyguları
Dış gebeliğin sonuçları, bir ilişkiye çok büyük baskılar getirebilir. Bu olay eşinizle sizin daha yakın olmanıza sebep olabilirken, diğer yandan da, eşiniz sizin duygularınızı anlamayabilir ve size destek olamayabilir.

Birçok erkek duygularını göstermekte zorlanabilir ve yardım edemediğinden dolayı kendini çaresiz hissedebilir ancak unutmayın eşiniz de olanlardan dolayı acı çekiyordur. Elbette sizin sağlığınız eşinizin ilk endişesidir, bu yüzden de duygularını kendine saklayıp sizin için güçlü olamaya çalışabilir. Ancak, bu günkü toplumumuzda, erkek veya kadın olsun herkesin duygularını ifade etmesi doğal karşılanır, siz de eşinize duygularını göstermesine ve yasını tutmasına destek olmaya çalışmalısınız.

Gelecek
Yeniden hamile kalmaya çalışmadan önce kendinize, fiziksel ve duygusal açıdan iyileşme fırsatı tanımalısınız. Doktorlar genelde, vücudunuzun dinlenmesi için üç ay kadar beklemenizi tavsiye ederler. Dış gebelik sonrası, herkesin duyguları farklılık gösterir; bazı kadınlar hemen tekrar hamile kalmak isterken, bazıları hamilelik fikrini korkunç bulurlar ve yeni bir hamileliğin stresine dayanamayacaklarını hissederler.

Unutmayın, yeni bir dış gebelik düşüncesi ne kadar korkunç olursa olsun, normal bir hamilelik yaşama şansınız çok daha fazladır.

kaynak:www.multikulti.org.uk

Gebelikte Sorunlar kategorisine gönderildi | 1 yorum

DÜŞÜK SEBEPLERİ

Düşüklerin sebepleri, düşüğün oluştuğu aylara göre değişebilir.Bazen döllenme olur, fakat döllenme ürünü rahim içine yerleşmez ve sessizce, adet kanaması ile birlikte düşer. Bu durum sadece gebelik testleriyle anlaşılabilir.
Yaş : Özellikle 35 yaşından sonra oluşan gebeliklerde düşük oranının daha yüksek olduğu kabul edilmektedir. Bu oran 40 yaşından sonra daha da artmaktadır. En önemli nedeni fetusta oluşan anomalilerdir.
Hormonal sebepler: Yumurtlama sonrası geçen devrede progesteron hormonunun yetersiz salgılanmasından kaynaklanan bu duruma Luteal Faz Yetersizliği adı verilmektedir. İlk 3 ayda meydana gelen düşüklerde önemli bir yer tutar. Ayrıca tiroid fonksyonlarındaki bozukluklar(tiroid bezinin yavaş veya hızlı çalışması) da düşüklere sebep olabilir.
Rahim(dölyatağı) ile ilgili sorunlar: Rahim ile ilgili doğuştan veya sonradan meydana gelen sorunlar erken ve geç düşüklere sebep olabilir.Rahim ağzı yetersizliği özellikle gebeliğin 4. ve 6. ayları arasında rahim ağzının sancısız bir şekilde açılması ve gebelik zarlarının yırtılmasıyla fetusun (bebeğin) dışarı atılmasıyla ortaya çıkan bir durumdur.
Daha öncede geçirilen rahim operasyonları( myom alınması, kürtaj) sonucunda dölyatağında bazı yapışıklıklar meydana gelebilir ve buna bağlı olarakgebelik kayıpları meydana gelmektedir. Rahim içindeki diğer sorunlar(polip ve myomlar) da aynı sebeple gebelik kayıplarına sebep olmaktadır.
Otoimmun hastalıklar: Otoimmun hastalıkları insan vucudunun kendi hücrelerine karşı düşmanca davranması olarak tanımlayabiliriz. İnsan vücuduna giren mikroplara karşı vücutta harekete geçen bağışıklık savunma mekanizmaları kendi organlarına karşı da harekete geçerek zarar vermektedir. Özellikle böbrek ve bağ dokuları hasar görmektedir.Bu maddelerin etki mekanizması; plasentanın yetersiz kanlanmasına yol açan damar bozuklukları oluşturmasıdır.Bu maddeler plasentayı da etkilediğinde gebelik kayıplarına sebep olmaktadır.
Diyabet (Şeker hastalığı):Kontrol altındaki diyabet hastalığının düşük riskini arttırmadığı iyi bilinir. Yani gebe kalan bir diyabet hastasının kan şekeri iyi bir şekilde kontrol edilirse düşük ihtimali artmamaktadır.
Tiroid bezi hastalıkları:Tiroid hastalığının gebelik kaybına neden olduğuna dair bilimsel kanıtlar yetersizdir. Bu nedenle tekrarlayan düşüğü olanlarda tiroid homonlarına bakılmasının şart olmadığı söylenmektedir.
Adet düzensizliği:Adet düzeniyle ilgili problemler çoğunlukla “ovulasyon” yani yumurtlamayla ilgili aksaklıklarda görülür. Özellikle gebeliğin devamı için gerekli olan “progesteron” hormonunun yetersizliğine yol açan bozuklukların tekrarlayan düşüklere neden olabileceği düşünülmektedir.
Enfeksiyonlar:Virüs ve bakterilerin neden olduğu vajinal enfeksiyonların gebelik kaybına neden olabileceği düşünülmektedir.Ne var ki bu enfeksiyonların tek bir kez düşüğe neden olduğu bilindiği halde tekrarlayan düşük sebebi oldukları tam olarak kanıtlanamamıştır.
Kromozomal bozukluklar :Tekrarlayan düşüklerde çiftlerin %5′inde anne-babaya ait kromozomal bozukluk bulunmuştur. Anne ile babanın taşıyıcı olduğu ve hastalık oluşturmayan genetik problemleri, gebelikte aktif hale geçerek yaşamla bağdaşmayan düşüklerle sonuçlanabilmektedir.
Sigara ve alkol bağımlılığı : Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranı diğer gebeliklere göre yüksektir.
Sebebi açıklanamayan gebelik kayıpları: yaklaşık % 20 kadar bir bölümde tüm tetkiklere rağmen bir sebep bulunamaz.

Gebelikte Sorunlar kategorisine gönderildi | 1 yorum

GEBELİKTE TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER

Klinik olarak tanı konmuş gebeliklerin ortalama %15 ‘i kaybedilmektedir. Tekrarlayan düşükler ise yaklaşık %0,8 oranında görülmektedir. Ancak tekrarlayan düşük için tek bir tanım veya yaklaşım yoktur.

·Düşüklerin art arda veya arada doğum olsa da , en az 2 veya 3 düşük olması

·Gebeliğin 16 hafta , 20 hafta veya en çok 28 haftalık iken bebeğin kaybedilmiş olması

·Kromozom bozukluklarının bu tanıma dahil edilmesi

konuları hala herkes tarafından kabul görmemektedir. Daha çok kabul gören şekliyle “tekrarlayan düşük” 2 veya 3 kez artarda ilk 20 hafta içinde, herhangi bir nedenle , gebeliğin kendiliğinden sonlanması veya embrionun ölümüne bağlı olarak doktor tarafından sonlandırılmasıdır.

Başlıca bilinen nedenler ve sıklıkları ;

1.Kromozomal bozukluklar (% 0 – 4)
2.Rahmin yapısal bozuklukları (% 9-23)
3.Hormonal Bozukluklar (%24-40)
4.Otoimmun Hastalıklar (annede kendi vücudu veya gebeliğe karşı allerji) (%11-25)

Geriye kalan nedenler ise

1.Kanama Bozuklukları (trombofili)
2.Endometriozis
3.İltihabi hastalıklardır.

TANI
Yukarıda tanımlanan şekilde düşük öyküsü olan hastalarda basitten karmaşığa doğru pek çok testler yapılmalıdır. Öncelikle en sık görülen nedenlerin araştırılması şeklinde bir protokol uygulanmalıdır ;

1.Jinekolojik ve genel muayene (guatr, göğüsten süt gelmesi, kıllanma vb)
2.Ultrasonografi
3.Hormonal değerlendirme( Adetin 3.günü FSH, LH, E2, PRL, TSH,T3,T4 vb)
4.Histerosalpingografi (tüplerin ve rahmin boya verilerek filminin çekilmesi)
5.Açlık Kan Şekeri , Üre gibi organ fonksiyonlarını gösteren kan testlerin yapılması
6.Bazı mikropların (rahim ağzı kültürleri ve kanda antikorları ölçülerek) araştırılması
7.Anne ve babanın kromozomal bir bozukluğu olup olmadığının araştırılması için genetik danışma ve karyotip belirlenmesi
8.Düşüklerde kaybedilen bebeğin ve bebek eşinin de (etene,plesenta) de kromozom bozuklukları, sakatlıklar ve enfeksiyon açısından incelenmesi gerekebilir.

TEDAVİ

Nedene yönelik olmalıdır. Bugün için bilinen herhangi bir neden bulunamadığında gebelik öncesi danışma , normal jinekolojik kontrol ve aşılar yapıldıktan sonra gebeliğe izin verilebilir.

Hormonal bozukluklar,döllenmiş yumurtanın rahim içerisine ekilme sorunları olan hastalarda yumurtlama uyarılarak aşılama ve hormonal destek (progesteron ) yapılabilir.

Rahmin yapısal bozuklukları cerrahi olarak düzeltilir(Septum vb). Rahim içini kapatan myom veya polip gibi oluşumlar çıkarılır. Rahim ağzının gevşek olması nedeniyle ağrısız , su gelmesini takip eden, özellikle ilk üç aydan sonra görülen gebelik kayıplarında (servikal yetmezlik), hasta gebe kaldıktan sonra bebekle ilgili 11-14.hafta testleri veya CVS(Chorion Villus Sampling) yapılıp bir sakatlık tespit edilemezse rahim ağzının açılmasını önleyen dikiş veya dikişler atılabilir.

Varsa iltihabi hastalıklar antibiotiklerle tedavi edilir.
Tüm sistemik hastalıklar tedavi edilmeli veya kontrol altında olmalıdır (Diabet, Kalp,Böbrek hastalıkları vb)
Kanın kolay pıhtılaşmasına neden olan trombofili tespit edilen durumlarda (Protein S, Faktor Laden bozuklukları, bebeğe karşı gelişmiş antikorlar varlığında ) aspirin ve/veya heparin (normal veya yeni yeni kullanıma giren küçük moleküllü heparinler) erken dönemde başlanarak (gebelik tespit edilir edilmez veya embrionun kalp atımı tespit edildiğinde) aşırı pıhtılaşma ve bunun sonucu çocuk dolaşımının (özellikle çocuk eşinde) bozulmasının önüne geçilmeye çalışılır.

Gebelikten birkaç ay önce başlayarak erken gebelikte de devam eden folik asit (bizim ülkemizde çinko ) , multivitamin ve mineral desteği önerilebilir.

Genetik danışma sonucu tanı konulmuşsa veya bu yönde şüpheler varsa , genetik nedenlere bağlı düşükleri engellemek için Yardımcı Üreme Teknikleri ve Pre-embrionik genetik tanı yöntemlerine başvurulabilir.
Henüz ülkemizde yasal olmayan sperm veya yumurta hücresi bağışı ile eşlerin birindeki genetik bozukluğa bağlı düşükler engellenebilir.

Gebelikte Sorunlar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

GEBELİK VE HİPERTANSİYON

Yüksek tansiyon ve gebelik – Gebelikte yüksek tansiyon özellikle bebek için olumsuz sonuçları olacağından, tansiyonun dikkatle kontrol altında tutulması gerekir. Normal olarak hamilelik sırasında kan basıncı düşer. 140/90 mmHG veya üzerinde olan kan basıncı, gebelikte geleneksel olarak yüksek tansiyon olarak değerlendirilir. Bu değerin önemi, yüksek tansiyonun gebelikte ilk kez ortaya çıkmasına veya hamile kalmadan önce yüksek olup olmadığına bağlı olacaktır. Hamile bayanların daha sık kan basıncı ölçümlerine ihtiyaç vardır ve bu değerleri doktor ile paylaşmalıdırlar.Hipartansiyon, anne adaylarında hamileliğin 20. haftasından itibaren ortaya çıkar. Hamilelik süresince tansiyonun düzenli olarak takip edilmesi çok önemlidir. Çünkü hipertansiyon, hamileliğin erken döneminde teşhis edilmesi durumunda tedavisi mümkün olan, geç fark edildiğinde ise anne ya da bebeğin ölümüne yol açabilen hastalıktır. Bundan dolayı erken tanı ve dikkatli takip, anne-bebek açısından çok önemlidir.”

GEBELİĞE BAĞLI YÜKSEK TANSİYON
(Gestasyonel hipertansiyon)

Gebeliğe bağlı hipertansiyon genellikle gebeliğin son aşamalarında, özellikle de son 3 ayında meydana gelir. Adından da anlaşıldığı gibi gebelikten önce normal tansiyonu olan bir kadının gebeliğin son aylarında tansiyonu yükselmiştir. İdrarda protein varlığı preeklamsiye gidiş olduğuna işaret eder.
Gebeliğe bağlı hipertansiyonda, doğumdan sonraki 12 hafta içinde tansiyonunun normale dönmesi beklenir. Eğer 12 hafta sonra tansiyon hala yüksekse, kişide kronik hipertansiyon olabileceği düşünülmelidir.

KRONİK HİPERTANSİYON

Kronik hipertansiyon, gebelikten önce de tansiyonun yüksek olduğu anlamına gelmektedir.
Burada vurgulanması gereken en önemli konu, yüksek tansiyonu olan bir kadının daha gebe kalmadan önce bir hekime danışması gereğidir.

Eğer bu mümkün olmamışsa, gebelik için gidilen ilk izlemde hekime bu durum hemen söylenmeli ve bütün gebelik boyunca iyi bir izlem yapılmalıdır.

YATAK İSTİRAHATİ

Preeklamside veya gebelikteki hipertansiyonda yatak istirahatının kan basıncını düşürdüğü gösterilmiştir.
Sık izlem çok önemlidir. Her bir izlemde hekiminiz tansiyonunuzu değerlendirmeli, idrarda protein bakmalı ve bebeğin durumunu kontrol etmelidir.

Gebelikte Sorunlar kategorisine gönderildi | 1 yorum

GEBELİKTE DÜŞÜK TANSİYON VE BAYILMA

Gebeliğin ilk üç ayında meydana gelen hormonal değişiklikler, psikolojik etkenler, dolaşım bozukluğu ve tansiyonun aniden düşmesi gibi nedenlerle gebe bir kadında baş dönmesi ve baygınlık hissi gelişebilir. Bacak damarlarında kanın göllenmesi, kan şekerinin düşmesi, ani pozisyonun değişikliği, yorgunluk, damar yatağında mevcut sıvı miktarının artması ile dolaşımın yüklenmesi ve nispi olarak kansızlığın gelişmesi gibi nedenlerden ileri gelir. Ayrıca, gebeliğin daha geç dönemlerinde kadının sırtüstü yatmasına bağlı olarak hafif tansiyon düşüklüğü ve baş dönmesi görülebilir.

Alınması Gereken Önlemler:

Genel olarak hastalardaki ilk belirti: anlamada zorlanma ve yetersizlik, baş dönmesi ve görme bozukluğu şeklinde kendini gösterir. Baş dönmelerinde ve bayılma durumlarında yapılacak ilk müdahale hastayı sırt üstü yatırıp başının altına yastık koymadan bacaklarının yukarı kaldırılması gerekir. Gebe kadın, kendinde bu durumu hissettiği anda hemen oturmalı ya da uzanmalıdır. El ve ayak parmak uçlarının sıkıştırılması, yüzüne bir bezle soğuk su veya kolonya sürülmesi ile hastanın kendine gelmesi sağlanabilir. Bunlar yapılırken bir sağlık mensubu tarafından nabız ve tansiyonun kontrol edilmesi alınması gereken önlemler bakımından gerekli olduğu bilinmelidir.

Ani pozisyon değişikliklerinden, uzun süre aynı pozisyonda oturmaktan ya da ayakta durmaktan kaçınılmalıdır. Çünkü bu durum kanın göllenmesine ve baygınlık hissine neden olmakta, vücutta dolaşan kan miktarının azalmasına sebep olmaktadır. Sırtüstü yatarken önce bir tarafa yan dönüp uzanmalı, daha sonra oturur pozisyon alınmalıdır. Temiz hava rahatlatıcı olacağından sıcak ve kalabalık ortamlardan kaçınılmalı, hava akımına maruz kalmayacak şekilde kapı ve pencere açılmalı rahat ve ferah bir ortam sağlanmalıdır. Orta dereceli ekstremite ve solunum egzersizleri faydalı olabilir, yeterli derecede istirahat edilmesine, demir ve vitamin desteğinin yapılmasına, sık ve az yemek yemeye özen gösterilmelidir.

Gebelikte Sorunlar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

GEBELİK VE MİYOM İLİŞKİSİ

Myomların gebelik oluşumuna engel olmaları nadir bir durumdur. Özellikle rahmin dış duvarında ve kas duvarından gelişenlerde bu olasılık yoktur. Yalnız, rahim iç zarı (endometriyum) altında yerleşmiş (submüköz) myomlar bazen gebeliğin endometriyuma yerleşmesine ve gelişmesine engel olabilir. Myomunu kısırlık sebebi olarak kabul edilebilmesi veya şüphelenilmesi için başka bir sebep olmaması gerekir. Eğer, başka bir sebep yok ve submüköz yerleşimli bir myom varsa bunun kısırlık sebebi olabileceği düşünülerek ameliyat yapılabilir. Aksi taktirde ameliyatı gerektirecek başka bir sebep yoksa gebelik öncesi myomu almak için ameliyat gereksizdir. Üstelik, ne kadar iyi teknikle yapılırsa yapılsın myom operasyonları karın içi yapışıklıklara yol açma riski taşır. Bu da gebeliğin oluşumuna engel olabilir. Yanlış anlaşılmaması için bir konuyu vurgulamakta fayda vardır.

Gebelikte Miyomların klasik olarak büyüdüğü bilinir. Ancak, bazı geniş çalışmalarda bazı Miyomların büyüdüğü, buna karşın bir kısmının ise değişmeden kaldığı ve hatta küçüldüğü gözlenmiştir.

Gebelikte büyük olmayan miyomların belirgin zararı yoktur. Ancak, büyük Miyomlar çocuğun başının doğu kanalına girmesine engel olabilecek bir lokalizasyonda olabilir. Bazı lokalizasyonlardaki miyomlar düşük ve erken doğum riskini artırabilir. Bunun dışında doğum sonrası kanama riskini artırabilir.

Miyom çıkarma operasyonu (myomektomi) geçirmiş kadınlarda sonraki gebelik açısından 2 risk vardır. Eğer, mikrocerrahi kurallarına uygun olmayan dikkatsiz tekniklerle yapılmışsa veya operasyonu zor olan komplike bir miyom ise karın için yapışıklıkların olması ve bunun gebelik oluşumuna engel olması bir risktir. İkinci risk ise doğum eylemi sırasında rahmin dikiş yerlerinden yırtılma riskidir. Genellikle bu risk operasyon sırasında uterusun tüm katlarını içeren bir kesi gerektirmişse ortaya çıkar. Bu nedenle, myomektomi öyküsü olanlarda eğer yapılan operasyonun detayları bilinmiyorsa o zaman sezaryen yapmak gerekir. Ama, rahmin dış tabakasından küçük bir kesi ile yapıldığı bilinen bir myomektomi operasyonundan sonra sezaryen şart değildir.

Çoğu hekim sezaryen sırasında miyom çıkarılmasını tercih etmez. Bunun sebebi gebe rahmin aşırı derecede kanlanması ve bunun sonucunda çıkarılan Miyom yerinden kanamanın durdurulamaması riskidir. Kanamanın durdurulamaması rahim alınma riski ile doktor ve hastayı karşı karşıya getirebilir. Eğer, miyom rahmin dış duvarında ve özellikle saplı ise sezaryen sırasında alınabilir, ancak rahim duvarı içindeki miyomlara dokunmamakta genellikle fayda vardır.

Gebelikte Sorunlar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

GEBELİKTE BEL VE SIRT AĞRISI

Gebeliklerin ağrı ve sızıları sizi mutsuz etmek için değildir. Bunlar vücudunuzun doğuma hazırlanmasının yan etkileridir. Bel ve sırt ağrıları da böyledir. Genellikle hareketsiz olan kasık bölgesi eklemleri, doğumda bebeğin geçişini kolaylaştırmak amacıyla gebelik süresince, gevşemeye başlar. Bu, karnınızın iyice büyümesiyle birlikte vücudunuzun, kas-iskelet sisteminin dengesini bozar. Başınızı ve omuzlarınızı geriye atarak dengelemeye çalışırsınız. Gebe olduğunuzu fark etmeyen kimse kalmasın diye göbeğinizi ileri doğru çıkarmanız sorunu daha da karmaşıklaştırır. Sonuç, belinizdeki yay şeklinin daha da belirgin hale gelmesi, sırt kaslarının gerilmesi ve ağrıdır.

Ağrıyla uğraşmak yerine onu azaltabilirsiniz. Her zamanki gibi en iyi yaklaşım baştan önlem almaktır: gebeliği güçlü karın kasları, iyi bir vücut duruşu ve vücut mekaniğini bilerek karşılamaktır. Gebeliğin yol açtığı sırt arılarını en aza indirecek olan vücut mekaniklerini öğrenmek için henüz çok geç değil.

Kilo artışınızı önerilen sınırlar içinde tutmaya çalışın. Fazla kilolar, sırtınıza yalnızca ezici bir yük yükler.

Çok yüksek topuklu veya çok düz ayakkabılar giymeyin. Bazı doktorlar ideal bir vücut dengesi için 5 cm.’lik topuk önerirler. Gebelikteki bacak ve sırt sorunlarını azaltmak üzere üretilmiş ayakkabı ve ayakkabı enstrümanları vardır. Bunları hekiminize veya ayakkabı mağazanızdaki satıcıya sorun.

Ağır yük (paket, çocuk, çamaşır, kitap vb.) kaldırmanın uygun yöntemini öğrenin. Birdenbire kaldırmayın. Ayaklarınızla omuzlarınız arasındaki uzaklık olabildiğince büyük olacak şekilde durun. Dizleri bükün, sırtınızı bükmeyin ağırlığı belinizle değil bacak ve kollarınızla kaldırın. Eğer sırt ağrısı sizin için sorunsa, taşıdığınız yük miktarını azaltın. Eğer alışverişten dönerken ağır bir paketi taşımak zorunda kalırsanız kucağınızda ağır bir yük taşımak yerine bu paketleri iki torbaya bölün ve her iki elinizde birer torba taşıyın.

Çok uzun süre ayakta durmamaya çalışın. Eğer çok uzun süre ayakta durmak zorundaysanız, bir ayağınızı sırtın alt bölgesinin gerilmesini önlemek için, ufak bir taburenin üstüne koyarak dizinizi bükün. Yemek pişirirken veya bulaşık yıkarken olduğu gibi, sert yüzeyli bir zeminde ayakta dururken, ayağınızın altına ufak bir tabure koyun. Sırt ağrısını önleyici pozisyon alın.

Nazikçe oturun. Oturmak, omurgaya başka bir faaliyetten çok daha fazla basınç uygulanmasına neden olur, öyleyse doğru yapmak için özen göstermeye değer. Mümkünse, içine çökmeyen sert bir döşemesi olan, düzgün arkalığı ve kollarıyla (kollarını kalkmanıza yardımcı olması için kullanın) yeterli destek sağlayan bir sandalyede oturmanızdır. Arkalıksız bir tabure ya da banka hiç oturmayın. Ne zaman olursa olsun, asla bacak bacak üstüne atmayın. Bacak bacak üstüne atmak yalnızca dolaşım sorununuzu artırmakla kalmaz, kalçanızın sırt ağrılarınızı artıracak şekilde ileri doğru itilmesine de yol açar. Mümkünse bacaklarınız biraz yüksekte duracak şekilde oturun. Araba kullanırken koltuğunuzu öne çekin ki diziniz bükülebilsin.

Çok uzun süre oturmak yanlış oturmak kadar sakıncalıdır. Arada yürüme veya gerinme molası olmaksızın bir saatten fazla oturmamaya çalışın, hatta bunu yarım saatle kısıtlamanız daha iyi olur.

Sert bir yatakta uyuyun, yumuşak bir yatağınız varsa, altına tahta koyun. Rahat bir yatış biçimi uyandığınızda hissedeceğiniz ağrıyı azaltır. Sabahları yataktan zıplayarak kalkmak yerine, önce bacaklarınızı yatağın kenarından sarkıtarak oturun. Sonra kalkın.

Hekiminize gebelik korsesinin size yardımcı olup olamayacağını sorun.

Tabakları rafa yerleştirmeye veya bir tabloyu duvara asmaya çalışırken sırtınızın gerilmesine izin vermeyin. Başınızın üzerindeki bir yere ulaşmaya çalışmak sırt kaslarınızı gerer.

Kas ağrılarınızı dindirmek için ısıtma pedi (havluyla sarılmış şekilde) kullanın veya ılık duş alın.

Gevşemesini öğrenin. Pek çok sırt sorunu stresle artar. Eğer sizin için de böyleyse, ağrı atakları sırasında gevşeme alıştırmaları yapın.

Karın kaslarınızı güçlendirecek basit alıştırmalar yapın.

Gebelikte Sorunlar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

GEBELİKTE SIK İDRARA ÇIKMA

Gebe kadınlar gebeliğin ilk ve son üç aylık dönemlerinde sık sık tuvalete gitmek zorunda kalırlar. İdrara çıkma sıklığının bu kadar artmasının nedenlerinden biri beden de artan zehirli maddelerin atılımını hızlandırmak amacıyla böbreklerin çalışma hızının artması ve vücut sıvı hacmindeki artıştır. Başka bir neden ise idrar kesesine komşu konumda olan rahim büyüdükçe oluşturduğu basınçtır. Gebeliğin dördüncü ayından sonra rahmin karın içine doğru yükselmesiyle mesane üzerine binen basınç azalır. Ancak iç organların yerleşimi kadından farklılık gösterdiğinden idrara çıkma sıklığı kişiden kişiye değişir.

İdrar yaparken öne doğru eğilirseniz idrar kesenizi tam olarak boşaltabilirsiniz. Eğer gece çok sık idrara çıkıyorsanız, akşam üstü saat 4′ten sonra sıvı almamaya dikkat edin. Bunun dışında kesinlikle sıvı kısıtlaması yapmayın.

İdrara yapma sıklığında herhangi bir değişiklik olmaması ortada bir sorun olduğu anlamına gelmez, özellikle de sık idrara çıkan bir kişiyseniz. Ayrıca yeterli ölçüde (günde en az 8 bardak su) sıvı alıp almadığınız da çok önemlidir. Yetersiz sıvı alımı yalnızca idrara sık çıkmamaya neden olmaz, ayrıca idrar yolu enfeksiyonu riskini de artırır.

Gebelikte Sorunlar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın