Plastik Cerrahi ve Merak Ettikleriniz

Plastik Cerrahi ve Merak Ettikleriniz

——————————————————————————–

Hazırlayan: Öğr. Gör. Uzm. Dr. Reha Yavuzer, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstriktif Cerahi Anabilim Dalı

Plastik Cerrahi Nedir?
İnsanoğlunun doğası ilerlemeyi gerektirir ve bireyin öğrenme, çevresindekileri eğitme, ve çalışma için daha etkili yollar arayışı olmazsa ilerleme durur. Kişisel tatmin daima kişisel ilerlemeler yoluyla aranır. Bundandır ki Plastik Cerrahi form ve fonksiyonu düzelten ve geliştiren; belki de dünyanın en eski iyileştirici sanatlarından biridir.

Yazılı deliller, yüz yaralanmalarının tıbbi tedavilerinin 4000 yıldan öncesine kadar ulaştığını göstermektedir. Antik Hindistan’daki hekimler M. Ö. 800 gibi eski tarihlerde rekonstrüktif amaçlı deri greftlerini kullanmışlardır. Her ne kadar çoğu diğer tıp bilimleri gibi plastik cerrahideki gelişmeler de yüzlerce yıl öncesine uzanmaktaysa da; bu özel ilgi alanı Avrupa ve ABD de 19. ve 20. yy’a kadar bilimsel ve tıbbi bir kuruluş zemininde gelişememiştir.

Amerika’nın bilinen ilk pastik cerrahı Dr. John Mettauer ‘dir. 1787′de Virginia’da doğmuş, renkli bir kişiliğe sahip olan Dr. Mettauer ilk yarık damak ameliyatını 1827′de kendi tasarladığı aletlerle gerçekleştirmiştir.

İyi ya da kötü, 1800′lerin sonları ve 1900′lerin başlarında plastik cerrahideki gelişmelerin arkasındaki itici güç; korkunç yaralanınaları da beraberinde getiren savaşlardır. Gerçek olan şudur ki, I. Dünya Savaşı plastik cerrahide ciddi bir atılıma neden olmuştur.

Daha önce hiçbir zaman bu kadar çok, geniş yüz ve kafa yaralanmaları için hekimlere ihtiyaç duyulmamıştır. Parçalannıış çeneler, kırılmış burunlar, patlamış dudaklar ve açık kafatası yaralanmaları gibi modern silahların neden olduğu yaralar, yeni bulunacak tedavi yöntemlerini gerektirmiştir. İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Avusturya-Macaristan’daki en iyi tıbbi yeteneklerin önemli bir kısmı kendilerini, I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında insanlarının yüzlerini ve hayatlarını restore etmeye adamışlardır. O yıllarda ABD’de Boston’dan Varaztad Kazanjian ve St. Louis’den Vilray Blair gibi plastik cerrahlar; insanlığa soylu hizmetlerde buluıımuşlardır.

Önemi hekimler tarafından anlaşıldıkça Estetik Cerrahi de, – ki bunu 19. yy Amerikan plastik cerrahlarından John Orlando Roe ‘nun sözlerinden anlıyabiliyoıuz “çok sayıda değerli, yetenekli insan, fıziksel deformitelerinden duydukları bilinçli veya bilinçsiz utançları nedeniyle toplumdan ve dünyadan uzak kalmaktadır” – gelişmesini eş zamanlı olarak sürdürmüştür.

Plastik Cerrahinin Plastik kelimesi antik Yiınan’dan bir sözcük olan “plastikos”dan köken almaktadır. Anlamı toplumdaki yanlış bir inanışın aksine, yapay -artifıcial- değil, biçim vermek veya kalıplandırmakdır.

Plastik Cerrrahide Hangi Ameliyatlar Yapılır?
Plastik cerrahi yarık dudak, yapışık parmak, peygamber sünneti gibi geniş bir yelpazeye yayılan doğumsal bozukluklarının tedavisini; akkiz olarak kazalara veya geçirilmiş ameliyatlara bağlı meydana gelmiş şekil ve fonksiyon bozukluklarının düzeltilmesini; yumuşak ve sert dokuya ait bir kısım tümörlerin çıkartılmasını; ve estetik amaçlı şekil değişikliklerinin yapılmasını kapsar.

Plastik Cerrrahide Alt Gruplar Varmıdır?
Plastik cerrahi altında maksillofasiyal cerrahi, kraniyofasiyal cerrahi, mikrocerrahi, estetik cerrahi ve el cerrahisi gibi bir takım alt daltar mevcuttur. Ancak bunlardan sadece el cerrahisi Türkiye de resmi olarak yan dal olarak kabul edilmiştir.

En Cok Yapılan Estetik Cerrahi Ameliyatları Hangileridir?
Plastik cerrahi sayısız estetik cerrahi girişimi bünyesinde barındırmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan estetik girişirnlerde liposuction, meme büyütme ve göz kapağı ameliyatları ilk üç sırada yer alırken, Türkiye de burun ameliyatları ön plana çıkmaktadır. Bunu ise liposuction olarak da bilinen yağ çekme ameliyatları takip etmektedir.

Estetik Cerrahi Ameliyatlarına Kimler Başvuruyor?
Estetik cerrahi girişimlerini toplumdan her kesimden talep görülmektedir. Tahmin edilenin aksine görsel sanatlarda (televizyon, sinema, v.s.) yer alan bireylerin sayısı, diğer meslek gruplarından başvuranlara göre oldukça azınlıkta kalmaktadır. Estetik cerrahi girişimleri sadece kadınlara yönelik bir işlem değildir ve erkek hasta sayısı azımsanamayacak düzeydedir.

Bir Plastik Cerrahi Girişim İçin Bulunduğum Şehirdeki Plastik Cerrahları Nereden Öğrenebilirim?
Plastik cerrahi Türkiye de her tıp bilim dalı gibi bir derneğe sahiptir. Türkiye deki çoğu plastik cerrah bu derneğin üyesidir. Bu nedenle bu konuda en sağlıklı bilginin alınabileceği yerlerin başında Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneğinin web sayfası (http://www.tpcd.org.tr) gelmektedir.

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sivilce Konusunda İlk Bilinmesi Gerekenler ve Tedavi Seçenekleri

Sivilce Konusunda İlk Bilinmesi Gerekenler ve Tedavi Seçenekleri
——————————————————————————–
Hazırlayan : Uzm Dr. Semih Tatlıcan, Dermatoloji Uzmanı
SSK Ankara Eğitim Hastanesi Dermatoloji Kliniği
Tanım
Sivilce(Akne) yağ üretimi yapan bezlerin) uzun süreli iltihabi rahatsızlıdır. Açık ve kapalı komedon oluşumu, eritemli popül ve püstüller, nodüller, psodokistler ve bazen de nedbe oluşumu ile karakterizedir.

Akne genel olarak adölesan ve gençlik dönemi hastalığıdır. Ortalama 14 yaşta başlar ve 20’li yaşların sonuna doğru iyileşir. Bu yaşlardaki genç insanların önemli bir kozmetik problemi olduğu kadar, görünüşteki bu bozukluk nedeniyle kişini psikolojisi de olumsuz etkileyen bir dermatolojik problemdir. Hastalık bazen bazı endokrinolojik-hormonal hastalıklara da eşlik edebilmektedir.

Akne oluşumunda genel olarak 4 faktör önemlidir.
1-) Artmış sebum üretimi
2-) Mikrobial florada anormallikler
3-) Pilosebase kornikikasyon
4-) İnflamasyon

Akne polimorfik bir hastalıktır. % 99 oranında yüzde, % 60 oranında sırtta ve % 15 oranında göğüste bulunur. Akne oluşumu ile ilgili olarak yağlı, yüksek kalorili yiyeceklerin alımı ile doğru orantılı olarak akne oluşumunun arttığı yaygın bir inanış olmasına rağmen bu yönde bir bilgi içeren bilimsel çalışma yoktur. Kadınlarda menstrusyon öncesi alevlenmeler görülebilmektedir. Terleme ile artış gösterdiği, Sıcak ve nemli ortamlarda bulunmakla akne oluşumunun arttığı bildirilmiştir.

Güneş ışınının akne oluşumunu arttırdığı da yine yaygın bir inanış ise de bu konuda bilimsel bir yayın bulunmamaktadır. Ultraviyolenin cilt yağı denge düzeyini arttırdığını bildiren bilimsel yayınlar mevcuttur. Stresin akneyi bildiren hiçbir yayın bulunmamaktadır. Tersine akne varlığı genç kadınlarda utanma, anksiyete, huzursuzluk ve sosyal ilişkilerde çekingenliğe yol açabilmektedir.

Tedavi
Tedavinin başarısı hasta ile kurulan diyalog ile son derece ilişkilidir. Hasta kendi tedavisinin planlanmasına katkıda bulunmalı ve tedavi sürecinde sorumluluk almalıdır.

Öncelikle bilinmesi gereken hafif akne türlerinin bile 4-6 yıl sürebileceği gerçeğidir.

Tedavide amaç yukarıda dört madde ile özetlenmiş olan nedensel faktörlere etki edebilmektedir. Hastanın yaşı, cinsiyeti, kaç yıldır akne şikayeti bulunduğu ve eşlik eden başka bir hastalık olup olmadığı tedavi seçiminde önemlidir. Ancak tedavi seçimince en önemli etmen aknenin yaygınlığı ve ciddiyetidir. Hafif akne olarak sınıflananlar topik (seçme ilaçlar) orta şiddette aknesi olan olanlar ise sistemik tedaviler ile tedavi edilmelidir. Çünkü akneye ait izleri tedavi etmek aknenin kendisini tedavi etmekten daha zor, pahalı, zaman isteyen ve daha az başarılı bir yöntemdir.

Topik (yüzeysel-sürme) Tedavi

Öncelikle antikomedonal olanlar

Adapalene
Tretioin
Azeleic Acid
Isotretinoin
Öncelikle antibiyotik Olanlar

Azaleic Acid
Benzoyl Peroxide
Eritromisin
Klindemisin
Tetrasiklin
Öncelikle iltihap önleyici olanlar

Adapalane
Topikal Antibiyotikler
Oral Tedavi
Antibiyotikler : Tetrasiklin, minosiklin, dohoisiklin ve erstremisin

Hormonlar: Precelnisolane+estrogen, antiandrojenler, spiranolacton
Isotretinoin:Bilinen en etkili akne tedavi preperatıdır. Akne oluşumuna katkısına katkısı bulunan dört faktöre karşıda daha etkilidir.

Ancak yan etkileri de diğer ilaçlara göre daha fazladır. Mutlaka hekim kontrolü altında kullanılması gereken bir ilaçtır.

Sonuç olarak acne Vulgaris toplumda özellikle genç insanlar arasında çok yaygın oluşu, kişinin psiko-sosyal dengesine ve kozmetik görünümüne olumsuz etkileri nedeniyle olduğu kadar çeşitli yaygın ve yanlış inanışları da beraberinde taşıyan ve bu nedenle tedavisinde bir hekimin yardımının önemli olduğu bir hastalıktır.

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Solar Radyasyon Ve Deri Üzerine Etkileri

Solar Radyasyon Ve Deri Üzerine Etkileri

——————————————————————————–

Hazırlayan: Prof. Dr. Ayşen Karaduman
Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Dermatoloji A.B.D.

Güneş, dünyamız için vazgeçilmez enerji kaynağı olarak canlıların günlük yaşantılarını etkileyen, değişik dalga boyunda ışınları ve bu ışınların değişik güçteki etkileri ile biyolojik olayları başlatan, sürdüren, hızlandırıp yavaşlatan ve sonuçlandıran güçlü bir düzenleyicidir.

Ultraviyole ışınları, tıbbın birçok alanında olduğu gibi dermatolojide de tanı ve tedavi amacıyla kullanılırlar.

Ultraviyole ışınları, yer yüzüne ulaşan solar radyasyonun yaklaşık % 5′ ini oluşturur ve dalga boyları 100-400 nm arasındadır. Bunun % 95-98′i UVA, % 2-5′ i UVB’dir, UVC ise yeryüzüne ulaşmadan stratosferik ozon tabakasında absorbe edilir. UVA; 320-400 nm, UVB; 280-320 nm, UVC;100-290 nm dalga boylarındadırlar. UVB ışınları başlıca güneş yanığı, bronzlaşma, erken deri yaşlanması ve kanser gelişimi olmak üzere birçok biyolojik etkiden sorumludur. UVA ışınları ise doza bağlı olarak eritem, bronzlaşma, yaşlanma ve kanser oluşumuna neden olmaktadırlar, ancak bu etkilerin ortaya çıkması için UVB ışınlarının 1000 katı kadar ışın dozuna gerek vardır. UVC ışınları ise karsinojeniktir ancak yeryüzüne ulaşamazlar. Deriye ulaşan solar radyasyonun miktarı; ışınların açısı, mevsim, bulunulan yerin ekvatora olan uzaklığı, stratosferik ozon konsantrasyonu, yükseklik, çevre kirliliği, bulut kütlesi gibi etmenlere bağlı olarak değişiklik gösterir. UVA ve UVB ışınları normal deri üzerinde akut ve kronik etkilere sahiptirler. Deriye özgü fotobiyolojik reaksiyonlar, UVR (Ultraviyole Radyasyonu) enerjisinin derideki özgül moleküller ya da kromoforlar tarafından absorbe edilmesi ile başlar. Bu enerji ya doğrudan fotokimyasal etki ile ya da DNA’nın yapısal proteinleri üzerinde dolaylı oksidatif etki ile yıkıma yol açar.

Solar Radyasyonun Normal Deri Üzerindeki Etkileri
Ultraviyolenin normal deri üzerindeki akut etkilerinin en belli başlıları; güneş yanığı (inflamasyon) ve bronzlaşma (melanogenezi uyarması), diğer biyolojik etkiler ise lokal ve sistemik immünsüpresyon, stratum korneum, epidermis ve dermisin kalınlığını artırması, vitamin D’nin fotosentezidir.

İnsan derisinin UV ışınlarına verdiği eritem ve pigmentasyon yanıtı genetik olarak belirlenir. Buna göre deri tipleri şöyle sıralanabilir.

Deri Tipi I : Kolay yanar, asla bronzlaşmaz
Deri Tipi II : Genellikle yanar, seyrek olarak bronzlaşır
Deri Tipi III : Hafif yanar, genellikle bronzlaşır
Deri Tipi IV : Asla yanmaz, her zaman iyi bronzlaşır

Akut Etkiler
İnflamasyon: Güneş yanığı inflamasyonu (eritem), ultraviyole ışınlarının ilk ve en bilinen akut deri yanıtıdır. Özellikle açık tenli kişilerde, eritem, ısı artışı, ağrı ve ödem gibi inflamasyonun klasik belirtileri biçiminde ortaya çıkar. Eritem oluşumundan UVB ışınları sorumludur, UVA’nın aynı etkiyi oluşturması için UVB’nin 1000 katı kadar bir enerji gerekir. UVB’ye bağlı eritem güneş ışınları ile temastan sonraki birkaç saat içinde başlar 6-24 saatte en üst düzeye ulaşır, birkaç günde solar ve yerini soyulma ve bronzlaşmaya bırakır. Güneş ışınlarının DNA ve proteinler gibi kromoforlarca absorbe edilmesi moleküler ve hücresel yıkıma yol açar. Bu olgu sırasında ortaya çıkan prostaglandin gibi mediatörler damarlarda genişlemelere ve inflamasyona neden olur. Prostaglandin inhibitörleri eritemin erken evresini kısmen baskılar ancak oluşan yıkımı önlemez.

Pigmentasyon:
Ultraviyoleye pigmentasyon yanıtı ani ve geç bronzlaşma olmak üzere iki aşamalıdır. Ani bronzlaşma UVA ile oluşan eritemi izleyen deride var olan melaninin oksidasyonu ve keratinositlerin transferi sonucu oluşmaktadır. UV ışınları ile temastan sonra saniyeler içinde oluşur birkaç saatte solmaya başlar. Eğer ışına daha fazla maruz kalınırsa geç pigmentasyon gelişebilir. Geç bronzlaşma ise orta boylu UV’ ye maruz kalmayı izleyen 24-72 saat sonra epidermal melanin oluşumunun artması ile gelişir. UVB’ye maruz kalma sonucu birkaç saatte başlar günler ya da haftalar sürebilir.Tek temas sonucu melanositlerin aktivitesi artar, melanosit sayısının artması için daha fazla doza gerek vardır.

Hiperplazi:
Ultraviyole ışınlarının uyardığı inflamasyon uyarılma eşiği arttığında deride yalnızca bronzlaşma değil aynı zamanda stratum korneum, epidermis, dermisde kalınlaşmaya neden olur. Özellikle açık tenlilerde ve vitiligosu olanlarda tek UVB dozundan sonra stratum korneum kalınlaşır. Bu deriyi güneş yanığından 10-20 kat korur. Hiperplazi, akut UV ile karşılaşmayı izleyerek hem DNA, RNA ve protein sentezinin artması hem de epidermal, daha az olarak da hücre çoğalması aktivitesinin artması sonucudur. UV ışınları keratinosit hücre sayısında artışa birçok inflamatuar mediatörlerin salınmasına neden olur. Bu kalınlaşma açık tenli kişilerde, bronzlaşmadan daha fazla koruyuculuk sağlar.

İmmünolojik Değişiklikler:
UV ışınları epidermal Langerhans hücrelerinin sayıları ve işlevlerini etkileyerek onların antijen sunma yetisini azaltır. Bu bozukluk antijene özgü T hücrelerinin gelişimini uyararak geç tipte aşırı duyarlılığın baskılanmasına yol açar, tümör reddini engeller. UV ışınları Langerhans hücre (LH) işlevlerinin düzenlenmesinde rolü olan keratinosit ve diğer inflamatuar hücrelerin işlevlerini de bozarak bunların LH hücreleri üzerindeki düzenleyici görevlerini olumsuz etkilerler. Bağışıklığın baskılanmasında UV absorbe eden, kromofor olan ürokonik asid önemli rol oynar.

Vitamin D sentezi:
UVB ışınları, orta dozlarda epidermal 7- dehidrokolesterolü, provitamin D3′e dönüştürmektedir. Provitamin D3 günler içinde izomerize olarak plazma D vitamini bağlayıcı protein ile dolaşıma katılmaktadır.

Geç Etkiler
Fotoyaşlanma:
Deri yaşlanması iç ya da dış (çevresel) etmenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Çevresel etmenlerden en önemlileri doğal ya da yapay ultraviyole ışınlarıdır. Bu ışınlara uzun süreli ya da yineleyici biçimde maruz kalma ile derinin tüm yapı ve işlevlerinde giderek bozulma sonucu fotoyaşlanma belirtileri görülür. Vücudun güneş gören bölümlerinde yaşla birlikte ortaya çıkan değişikliklerden ultraviyole ışınları sorumludur. Epidermal değişikliklerden UVB, dermisdeki değişikliklerden hem UVB, hem de UVA sorumludur. Fotonların hücresel DNA’ ya doğrudan etkisi, UVA ve UVB ışınlarının ortaya çıkardığı serbest radikaller, reaktif oksijen ürünlerinin dolaylı etkisi olduğu düşünülmektedir. UVA ‘ya sunuk kalma sonucu, kollajenin yapısında; çok sayıda çapraz bağ oluşumu, çözünürlüğünde azalma, denatürasyon gibi değişiklikler olur. Bütün bu değişiklikler fotoyaşlanma ile sonuçlanır. Fotoyaşlanma sonucunda deride klinik olarak elastoz, ince ve kalın kırışıklıklar, kuruluk, gevşeme, kabalaşma, kılcal damar kümeleri, düzensiz pigmentasyon, yer yer sarımsı renk, çok sayıda iyi ya da kötü huylu tümörler görülür.

Fotokarsinogenez:
Doğal ya da yapay ultraviyole ışınlarına uzun süreli maruz kalma sonucu insanlarda ve deney hayvanlarında deri kanseri oluştuğu bilinmektedir. Deney hayvanlarında kanser oluşturan ultraviyole ışınının dalga boyu 280-320nm olan UVB olduğu gösterilmiştir. Uzun dalga boylu UVA

(320-400nm) ışınları UVB ışınımına eklendiğinde karsinogenez oluşumu artar. UVR ışınımına maruz kalma nükleer DNA’da ardışık değişikliklerle sonuçlanır. UVB ve UVC’nin hücre ölümü, mutasyon ve transformasyon gibi etkileri için ana hedef yapı DNA’dır. UVR (290-360nm) etkisi ile insan derisinde pirimidin dimerleri oluştuğu invivo olarak gösterilmiştir. Bu fotoürünler, eğer onarım da bozuksa DNA yıkımına ve mutasyona neden olur. Ayrıca UV etkisi ile tümör süpresör gen (P 53 geni) mutasyonu da olmaktadır. Diğer taraftan UV ışınları, Langerhans hücre işlevlerini bozarak immün sistemi baskılar. Bütün bu etkiler ve mutasyona neden olma, hücre bölünmesini bozarak tümör gelişimine neden olur.

Ultraviyole ışınları etkisi ile en çok yüzde yerel bazal hücreli karsinom, skuamoz hücreli karsinom gibi melanom olmayan deri kanserleri ve bunların öncüleri olan solar keratoz ve lentigolar gelişir. Melanom olmayan deri kanserlerinin gelişiminde alınan kümülatif doz önemlidir. Melanom gelişiminde ise uzun süreli temastan çok, yinelenen ve deride yanık oluşturacak şiddette UV ışınlarına maruz kalma önemlidir.

Güneş Işınlarından Korunma
Güneşten korunmada temel ilkelerden birisi kişinin eğitimidir. Bu eğitici programlarda insanlar; uzun süre güneşlenmenin zararları, güneşe çıktıklarında bilinçli koruyucu ürün kullanmaları, konusunda bilgilendirilmelidirler. (bkz. Hasta Rehberi, sayfa: 222 )

Güneşten Koruyucular
Güneşten koruyucular (GK), UV ışınlarını absorbe etme yansıtma ve dağıtma yoluyla deriye ulaşmalarını önleyen yerel ilaçlardır. Güneşten koruyucular güneş yanığını önlerler, fotoyaşlanma izlerini azaltırlar, UVA’ ya bağlı kronik fotoyıkımı ve immünsüpresyonu azaltır, deri kanserlerinin oluşumunu önlerler.

Güneşten Koruyucu Ürünlerin Özellikleri:
Bir güneşten koruyucunun etkinliği bu ürünün Güneş Koruma Faktörü (GKF) değerine dayanır ve ürünün deriyi güneş yanığına karşı koruyabilme yeteneğini gösterir. Deride eritemin görülebilmesi için güneş altında kalınan en kısa sürede alınan ışın dozuna Minimal Eritem Dozu (MED) denir. GKF değeri; koruyucu uygulanmış deri alanındaki MED’in, uygulanmamış derideki MED’e oranı alınarak hesaplanır. Deri tipi I-II olanlar; GKF ;15-30, deri tipi III-IV olanlar ise GKF; 10-15 olan koruyucuları seçmelidirler. İyi bir GK ürün; suya, terlemeye, sürtünmeye ve buharlaşmaya dayanıklı olmalı, kokusuz ve renksiz olmalı, irritan, toksik ve duyarlandırıcı olmamalıdır. Bir güneşten koruyucunun etkinliğini sürdürebilmesi için, uygun bir taşıyıcı içinde olması ve suyla ya da terle uzaklaştırılmaya dayanıklı olması, hem UVB hemde UVA’yı absorbe etmesi gerekmektedir. Güneşten koruyucu ürünler solüsyon, jel, krem ve merhem olarak hazırlanırlar.Güneş koruyucu önerilirken kişinin deri rengi ve tipi, ışık duyarlılığı olup olmadığı (bu durumda hem UVB, hemde UVA’ yı filtre edenler seçilmeli), mesleği ve açık hava aktiviteleri, kontakt duyarlılığı olup olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Tam koruma sağlamak için güneşten koruyucu deri yüzeyine ince bir tabaka oluşturacak miktarda (birim alana 1,5-2mg.) uygulanmalı ve homojen olarak olarak dağıtılmalıdır.

1) Kimyasal Koruyucular:
UV ışınlarını absorbe ederek, deriye girişini azaltırlar. Yalnızca UVB’yi ve hem UVB hem de UVA’yı (320-360 nm den kısa dalga boylarını) absorbe edenler olmak üzere iki çeşittirler. PABA (Para Amino Benzoik Asit), PABA esterleri ( Padimat -A, Padimat- O, Escalol 505), sinnematlar (oktilsinnemat) ve salisilatlardır. UVA ve UVB absorbsiyonu yapan benzofenon ve antralinatlar 340 nm dalga boyularındaki ışınları kısmen absorbe ederken, dibenzoilmetanlar UVA’nın daha uzun dalga boylarını absorbe ederler. Yaz mevsiminde tercih edilmelidirler. Kimyasal koruyucular renksizdirler ve kozmetik kabul edilebilirlikleri fazladır.

2) Fiziksel Koruyucular :
UV ışınlarını yansıtma ve dağıtma yoluyla fiziksel bir bariyer oluştururlar.
Hem UVA hemde UVB’ ye karşı iyi bir koruma sağlar. Ancak opak olduklarından kozmetik kabul edilebilirlikleri kötüdür, suda erimeye direçlidirler fakat güneş etkisi ile ısınma sonucu erirler iki saatte bir yenilenmelidirler. Bu gruptaki koruyucular; titanyum dioksit, çinko oksit, talk, magnezyum oksit, kaolin (aliminyum silikat), ferrik oksit, zirkonyum oksit gibi maddeleri içeririler. Genellikle burun, kulaklar ve dudaklar gibi sınırlı alanlarda kullanılırlar. Mesleki olarak sürekli güneş altında kalanlarda, ışık duyarlılığı olanlarda (lupus, kseroderma pigmentosum gibi) kullanılması gereklidir.

3) Kombine Koruyucular:
Hem UVA hem de UVB içeren kimyasal koruyuculara fiziksel bir koruyucunun eklenmesi ile elde edilirler. Deri tipi I ve II olan açık tenli kişilerde etkili bir koruma sağlar.

Güneşten koruyucuların; irritan kontakt dermatit, kontakt allerji, fototoksisite ve fotoallerji oluşturma gibi yan etkileri vardır. Bu etkiler PABA ve PABA esterleri, koruyucu içindeki koku vericiler ya da koruyuculara bağlıdır.

Son yıllarda güneşten koruyucuların deri kanseri oluşturma riskini arttırdıklarına dair görüşler ortaya atılmıştır, ancak; güneşten koruyucuların doğrudan deri kanserine neden olmaktan çok GK kullanılmasının, uzun süre güneş altında kalmayı cesaretlendirmesine bağlı olduğu da savunulmaktadır. Güneşten koruyucuların çoğu UVB’yi tümden UVA’yı kısmen filtre ederler. Bu nedenle UVA ışınının büyük bir kısmının deriden geçmesine ve daha uzun süre UVA ışınlarına maruz kalınmasına ve böylece UVA ışınlarının daha derin tabakalara penetre olmasına yol açarak kanser oluşumuna neden olabileceği ileri sürülmüştür.

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Varisler

Varisler

——————————————————————————–
Hazırlayan: Dr. Şebnem Yıldırımoğlu
Varis nedir ?

Varis, vücudun herhangi bir yerinde toplardamarların genişlemesidir.
Ancak genellikle varis terimini bacaklardaki genişlemiş toplardamarlar için kullanırız.
Varisler deri üzerinde mor renkli, düzensiz kabartılar olarak görülür.
Bacaklardaki kan, toplardamarlar içindeki kapakçıkların yardımıyla kalbe doğru itilir. Bu kapakçıkların çalışması bozulduğunda, kan yukarıya taşınamaz, damar içinde birikerek varis görüntüsünü oluşturur.
Bacaklarda şişlik, ağrı, yorgunluk, gece krampları ve karıncalanma olur. Hanımlarda adetler sırasında ağrı ve şişlik artar.
Varisler çok ayakta duran kişilerde, kilolu olanlarda ve gebelerde sık görülür.
Yaşlılarda gençlerden daha sıktır.

Varisiniz varsa nelere dikkat etmelisiniz ?

Uzun süre ayakta durmayın ya da aralıksız uzun süre oturmayın.
Uzun süre bacak bacak üzerine atarak oturmayın.
Yüksek topuklu dar ayakkabı giymeyin.
Düzenli ayak ve bacak jimnastiği yapın.
Fırsat buldukça bacaklarınızı yukarı kaldırın, yatarken mümkünse bacaklarınızın altına bir yastık koyun.
Doktor önerisine göre ilaç ve/veya varis çorabı kullanın.
Şişmanlıktan kaçının.
Kabız kalmamaya özen gösterin.
Bacaklarınıza her gün orta sıcaklıkta basınçlı suyu ayağınızdan yukarı doğru yavaşça çıkararak uygulayın.
Varisler çok ilerlerse ameliyatla alınabilir. Ameliyat genel cerrahlar ya da kalp damar cerrahları tarafından yapılır.

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

El Yıkama

El Yıkama

——————————————————————————–

Hazırlayan: Dr.Mustafa Çetiner

Günümüzde el yıkamanın gerekliliğini tartışmaya bile gerek yoktur. Ancak halen el yıkamanın önemi ve yönteminin tam anlatılamaması bir sorun oluşturmaya devam etmektedir. Yapılan çalışmalar, iyi yıkanmamış ellerden uzaklaştırılamayan mikro organizmaların kişiden kişiye taşınabildiğini ortaya koymaktadır.

Nitekim ABD’nde yapılan ciddi bir çalışma, ellerini uygun yıkamayan sağlık çalışanlarının %41 ‘inde patojen (hastalık yapıcı) mikroorganizmalardan önemli bir kısmının 7 güne dek taşınabildiği ve bulaşabildiğini göstermiştir. El yıkamadaki ana amaç elde mevcut olan mikroorganizmaların infeksiyon oluşturamayacak düzeylere indirilmesidir.

Su ve sabunla doğru yıkamayla ellerin üzerinde olan ve bulaşmadan asıl sorumlu cildin geçici florasının tamamının temizlenebildiği iyi bilinmektedir. El yıkamada aşağıda sıralanan noktaları bilmek önemlidir.

1- El yıkama sabun, deterjan veya dezenfektan kullanılarak yapılmalıdır. Sadece su kullanmak yeterli dekontaminasyon sağlayamaz.
2- El yıkamada ılık su kullanılmalıdır. Sıcak su elleri tahriş eder ve mikroorganizma girişine zemin hazırlar.
3-El yıkanırken tüm takıların çıkartılması uygundur.
4- Sabunun kuru tutulması önemlidir. Sabun kabının drenaj sağlayacak biçimde olması gerekir. Uygun koşullarda kullanılmayan sabunlarda da patojen (hastalık yapıcı) mikroorganizmaların ürediği unutulmamalıdır. Likit sabun kullanılıyorsa sabun kapları tam olarak boşaldığında temizlenip kurulandıktan sonra yeniden doldurulmalıdır. Bu önerilere uyulmadığı taktirde buralarda üreyen mikroorganizmalar infeksiyon bulaşmasına neden olur.
5- Etkili bir el yıkama işlemi 30 sn ile 1 dakikalık sürede gerçekleştirilir. Eller çok kirli ise bu süre 2-5 dk. Kadar uzayabilir.
6- Eller sabun veya deterjanla bileklere kadar köpürtülmelidir
7- Sabunun suyun altına tutularak köpüklerden temizlenmesi sağlanmalıdır. Köpük, sabunda mikroorganizma yerleşimini kolaylaştırabilir
8- Tüm yıkama işlemi boyunca eller dirseklerden aşağı da tutulmalıdır. Böylece kirli suların parmak uçlarından lavaboya direk akışı sağlanmış olur.
9-Eller yıkandıktan sonra mutlaka durulanmalı ve iyice kurulanmalıdır. Çünkü eller ıslak veya nemli kalırsa bakteri bulaşması kolaylaşır.
10- Yıkama sonrası parmak araları ve avuç içleri iyice kurulanmalıdır. El kurulamada doğru seçenek kağıt havlu kullanılmasıdır.

Kumaş havlular nemli kalabildiğinden kontamine olabilirler. Sıcak hava püskürt:en kurutma sistemlerinin zaman kaybına neden olması, yeterince kurulama yapamaması, gürültülü olması ve dolaşan havanın kontaminasyonu yolu ile yıkanmış ellere yeniden yapıların yerleşebilmesine neden olması yüzünden önerilmemektedir.

Kağıt havlu ile el kurulamanın ortalama süresi 7-9 sn olmalıdır. Kağıt havlu kurulamanın yanı sıra mekanik temizlemeyi sürdürür.

Unutulmamalıdır, “doğru el yıkama” enfeksiyonlardan korunma ve yayılmasını önlemede son derece ucuz ve etkili bir yöntemdir.

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Uçuk ve AFT

Uçuk ve AFT
——————————————————————————–
Hazırlayan: Türk KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Vakfı

Ağzınızda; konuşmanıza ve yemek yemenize engel olacak kadar şiddetli ağrıya yol açan bir yaranız varsa bilin ki yalnız değilsiniz. Pek çok sağlıklı insan tekrarlayan ağız yaralarından şikayetçidir.

En sık rastlanan tekrarlayan ağız yaraları uçuk ve aft (aftöz ülser)’dır. Ağızda görüldüğünde birini diğerinden ayırmak güçtür. Bu iki lezyonun nedeni ve tedavileri tamamıyla farklı olduğundan ayırımı çok önemlidir.

Uçuk nedir?

Bunlar sıklıkla dudakta görülen içi sıvı dolu kabarcıklara verilen genel bir addır. Ağızda özellikle dişetinde, sert damakta da görülebilirse de nadirdir. Uçuk genellikle ağrılıdır ve ağrı lezyonun ortaya çıkışından birkaç gün önce ortaya çıkar. Bu kabarcıklar saatler içinde patlayarak kabuklanır. 7-10 gün sürer.

Nedenler:

Uçuk bir herpes simpleks virüsünün aktif duruma geçmesi ile meydana gelir. Bu virüs, daha önce bu enfeksiyonu geçiren hastalarda sessiz ve sinsi bir şekilde bekler ve stres, ateş, travma, hormonal değişiklikler ve güneş ışığına maruz kalma gibi durumlarda aktif hale geçer. Tekrarlayan lezyonlar aynı yerde yerleşme eğilimindedir.

Uçuk yayılabilir mi?

Evet. Uçuk patladıktan tamamen iyileşene kadar ki süre enfeksiyonun yayılımı için en riskli dönemidir. Virüs gözlerinize, cinsel organlara ve diğer insanlara da bulaşabilir.

Önleme Önerileri:

Bir lezyon görüldüğünde ağız içi, burun içi, cinsel bölge gibi mukoz zarlar enfeksiyona karşı korunmalıdır.
Uçuğu sıkıştırıp patlatmayın.
Birine dokunurken ya da göz veya cinsel bölgelerinize dokunmadan önce ellerinizi dikkatlice yıkayın.
Tüm uyarılara rağmen herpes virüsün uçuk olmadan da ulaşabileceği unutulmamalıdır.
Tedavi:
Günümüzde kesin tedavisi yoktur ancak bu konuda yoğun çalışmalar yapılmaktadır. % 5 asiklovirli merhem gibi bir antiviral ajan kullanılabilir. Doktor ya da diş hekiminizden son gelişmeler hakkında bilgi almak için irtibat kurun.

Aft nedir?

Aft dilde, yumuşak damakta, dudak ve yanakların iç kısımlarında görülen küçük, yüzeyel ülserlerdir. Oldukça ağrılıdırlar ve 5-10 gün sürerler.

Neden?

Nedenleri hakkındaki eldeki en iyi kanıtlar stres, travma, asitli yiyecekler (domates, turunçgiller, vs.) gibi lokal tahriş edici maddelere maruz kalma gibi durumlarda lokal bağışıklık cevabında değişiklikler meydana gelmesidir.

Aftöz ülser yayılabilir mi?

Hayır. Nedeni bakteri ya da bir virüs olmadığı için lokal yayılımı ya da bir başkasına bulaşması söz konusu değildir.

Tedavi

Tedavi direkt olarak az önce bahsedilen rahatsızlık verici durumların ortadan kaldırılması ve enfeksiyondan korunma ile olur.

Triamkinalon gibi haricen kullanılan bir kortikosteroid ilacı da yardımcı olur. Günümüzde kesin tedavisi bulunamamıştır.

Diğer yaralar:

İki haftadan uzun süren iyileşmeyen ağız yaralarında doktorunuza ya da diş hekiminize başvurmalısınız.

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

On Soruda Aşırı Kıllanma

On Soruda Aşırı Kıllanma

——————————————————————————–

1- Aşırı kıllanma ne demektir?
Aşırı kıllanma; hipertrikaz ve hirşutism biçiminde görülebilir.
Hipertrikaz vellus kıllarının (ince ayva tüyleri) terminal karakter almasıyla gider. Irksal, kişisel ve ailesel kılIanma farklılıkları nedeniyle normal ile ayırım zor olabilir.
Hirşutismus ise; kadınlarda ve çocuklarda erkek tipinde ve erkeksi dağılımda (sakal, bıyık, göğüsler ve karında) terminal kıl artışına verilen addır.

2- Nedenleri neler olabilir?
Hipertrikoz yerel ya da yaygın olarak benler üzerinde, travmatik olarak inflamasyonlarda, yerel kortikosteroid enjeksiyonlarında, bazı dermatozlarda ve ilaç yan etkisi olarak ortaya çıkabilir.

Hirşutismusun en sık nedeni polikistik over sendromu (yumurtalıklarda çok sayıda kist ve kısırlıkla karakterli bir hastalık) dur. Ayrıca androjenlerin aşırı salındığı yumurtalık, böbrek üstü bezi ve beyinde hormon kontrolünü sağlayan bölgeler kaynaklı hastalıklarda ve ilaçlara bağlı olabilir. Ayrıca kıl folliküllerinin androjenlere aşırı yanıtına bağlanan nedeninin bulunamadığı hirşutism olguları da vardır.

3-Aşırı kıllanmanın tanısındaki önemli noktalar nelerdir ?
Hastanın yaşı, bu yakınmasının ne zamandır olduğu, birdenbire başlayıp başlamadığı, yerleşimi, ilaç kullanıp kullanmadığı, eşlik eden belirti ve bulguların (deri ve saç yağlanması, akne, menstrüel düzensizlik, saç dökülmesi, seste kalınlaşma, küçük göğüsler, susuz kalma, erken ergenlik, kas kütlesinde artma, libido artışı, klitoral hipertrofi), obezite ve diabetes mellitusun olup olmadığı da aşırı kıllanmanın tanısında göz önünde bulundurulur.

4-Tedavi ilkeleri ne olmalıdır?
Altta yatan bir hastalık saptandığında buna yönelik tedavi, ilgili klinik tarafından planlanmalıdır. Sadece uç-organ aşırı duyarlılığına bağlı hirşutismus, ırksal ya da ailesel hipertrikoz olguları kozmetik amaçla tedaviye alınır. Sistemik hastalığa bağlı durumlarda da istenmeyen kıllardan kurtulmak için sistemik tedavi yanında kozmetik yaklaşım da
gereklidir.

5-Kozmetik amaçla hangi yöntemler kullanılabilir?
Hidrojen peroksit ile kılların rengi açılarak maskelenebilir ya da traş, cımbız, ağda, depilatuvar kremler, elektroliz (epilasyon) ve laser ile alınabilirler.

6- Bu yöntemlerin avantajları ve dezavantajları nelerdir? Nasıl ve ne miktarda uygulanır?
Hidrojen peroksitle kılların renginin açılması özellikle üst dudak ve kollardaki istenmeyen kıllarda uygulanır. 40 ml hidrojen peroksit ve 7 ml % 20′lik amonyaktan karıştırılarak solüsyon elde edilir, 5-10 dakika beklenir. Uygulaması ağrısızdır.Ama sık uygulama gerektirir, koyu deri rengi üzerinde kozmetik olarak uygun görünmeyebilir ve bazı kişilerde tahriş edici etkilere yol açabilir.

Traşlama, hem kılların kısa süre içinde büyümesi hem de cildi tahriş etme ve folikülite yol açma riski nedeniyle genellikle önerilmez.

Cımbız ya da mekanik cımbız görevi gören “epilady” benzeri araçlarla yapılan uygulama ağrılı, zaman alıcıdır ve kılların büyüme evreye girmesini sağladığı için etkisi yaklaşık 2-3 hafta sürer.

Ağda ile kılların yok edilmesinde ağrı ve kısa kılların alınmaması dezavantajlardır, yine kılların daha kısa sürede anajen evreye girmesi söz konusudur, irritasyon ve follikülit ile pseudofollikülit e (kıl kökü iltihabı ) yol açabilir.

Thioglikolat içeren depilatuvar kremler, kılın yanı sıra keratini de etkiledikleri için oldukça tahriş edicidir ve kılları deri düzeyinde temizledikleri için de etkileri kısa sürelidir.

7-Elektroliz yönteminin özellikleri nelerdir?
Elektroliz diğer yöntemlerden etkisinin kalıcı olması ile ayrılır. Yüksek frekanslı elektrokoagülasyon yoluyla etki eder. Bir iğne kıl köküne sokulur ve elektrod görevi görür. Tahrip edilen kıl cımbız yardımı ile çıkarılır. Pahalı ve zaman alıcı bir yöntem olmasının yanı sıra, deneyimli kişiler tarafından yapılması gerekir. Kılların yeniden çıkma oranı % 40 civarındadır. Uygulama sırasında ağrı olması, perifolliküler inflamasyon, skar, punktat hiperpigmentasyon ve seyrek olarak bakteriyel enfeksiyon istenmeyen yan etkilerdir. Enfeksiyon bulaşmasının önlenmesi için tek kullanımlık ya da kişiye özel iğneler kullanılmalıdır.
Genellikle elektroliz yerel ve kalın, kaba kılların yok edilmesi için kullanılabilir.

8- Epilasyon için kullanılan lazerin özellikleri nedir?
Lazer tek ve sabit dalga boyunda ışın üreten bir sistemdir. Çeşitli dalga boyları insan dokusunun içerdiği çeşitli bölümler içinde emilerek enerjilerini transfer eder ve bu alanı etkilerler. Epilasyon lazerlerinin dalga boyu kıla ve deriye rengini veren melanin tarafından emilir. Melanin kıl kökünde çok yoğun olarak bulunduğu için lazer ışını, kıl bölümünü harap eder. Lazer epilasyonda kıl kökünün tam olarak tahrip edilebilmesi için kılın anajen evrede olması gerekir. Bir bölgede kılların tümü tek seansta tahrip edilmez.

9- Lazer epilasyonun etkinliği ve yan etkileri nedir?
Lazer epilasyon açık tenli ve siyah kıllı kişilerde daha etkilidir. 2.ve 3.uygu/amalar uyku evresindeki kılların anajen evreye girmesinden sonra yapılır. Seanslar arası zaman yerleşim yerine ve diğer kişisel farklılıklara bağlı olarak 4-16 haftadır. Laser epilasyonun avantajları; zaman alıcı olmaması, % 30′un üzerinde kalıcı kıl kaybı olması ve yeniden çıkan kılların eskiye oranla daha ince, daha açık olması ve yavaş uzamasıdır.
Lazer uygulama öncesi ve uygulamanın bitimi sonrasında, 4-6 hafta süre ile yüksek etkenli güneşten koruyucu krem kullanılması önerilir.

10-Dezavantajları nelerdir?
Pahalı olması, kişisel kıl özelliklerine bağlı olarak (kılın rengi, kalınlığı, yerleşimi vb.) değişken yanıt alınması, uygulama sonrası kısa süreli ödem ve eritem ve uzun dönemde renk değişiklikleridir. Dermatolog ve plastik cerrah gibi deri konusunda uzman hekimler tarafından uygulanmalıdır çünkü uygulama yapılacak deri tipinin belirlenmesi, buna uygun enerjinin saptanması ve seansların hasta kontrollerindeki bulgularına göre ayarlanması gerekir.

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Güneş Işınlarının Zararlı Etkileri ve Korunma Yöntemleri

Güneş Işınlarının Zararlı Etkileri ve Korunma Yöntemleri

——————————————————————————–

Hazırlayan: Prof. Dr. Nilgün Atakan
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Yeryüzüne ulaşan güneş ya da ultraviyole (UV ) ışınlarının insan ve insan derisi için pekçok faydasının yanısıra gözardı edilemeyecek zararları da vardır. Tüm biyolojik olayların başlaması ve sürdürülmesi, vitamin D sentezi, hastalık yapan mikroorganizmaların yokedilmesi ve insan psikolojisine olumlu etkileri ile güneş ışınlarının yaşamsal gerekliliği tartışılamaz. Ancak özellikle açık ten rengine sahip kişilerde bu ışınların güneş yanığı, deri kanseri oluşumu, çeşitli alerjik reaksiyonlar ve erken deri yaşlanmasına yol açtığı da bilinen gerçeklerdir.

Güneş ışınları geniş bir spektrumda ve çeşitli dalga boylarında dağılırken bir kısmı atmosferde özellikle ozon tabakasında emilir ve yeryüzüne ulaşamaz. Yeryüzüne ulaşan ışınların çoğu UVA ve UVB spektrumundadır. Deriye ulaşan güneş ışınlarının bir kısmı yansır, büyük bir kısmı ise deri hücrelerindeki moleküller tarafından emilerek depolanır. Bu ışınların deri üzerinde kısa sürede ortaya çıkardığı en bilinen zararlı etki güneş yanıklarıdır. Maruz kalınan UV süresine göre değişmek üzere birkaç saat veya birkaç gün içerisinde ortaya çıkan güneş yanıklarında deride önce kızarıklık ve ödem daha sonra sıcaklık artışı ve ağrı görülür. Ardından gelişen içi sıvı dolu kabarcıkların yırtılmasıyla deride soyulmalar ve hatta derin doku hasarları ortaya çıkabilir. Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda ciddi seyreden güneş yanığı oluşumundan korunmak son derece önemlidir. Çünkü çocukluk çağında oluşan yanık bölgesinde ileri yıllarda deri kanseri gelişme riski çok artmaktadır.

Güneş ışınlarına uzun yıllar defalarca maruz kalma sonucunda deride UV nin geç dönem zararlı etkileri ortaya çıkar. Bunlar arasında deride leke oluşumu, çillenme, kabalaşma, erken yaşlanma ve deri kanserlerinin oluşumu sayılabilir. İnsanlarda ve deney hayvanlarında UV etkisiyle deri kanseri gelişimi neredeyse 80 yıldan beri bilinmektedir. Açık tenli kişiler güneş ışınlarına karşı daha duyarlıdırlar. Bu nedenle deri kanserleri beyaz ırkta siyahlara göre 15 kat daha fazla görülmektedir. Ayrıca çiftçi, balıkçı, denizci gibi açık havada çalışan meslek gruplarında deri kanserine daha sık rastlanır. Deri ve deri eklerinden köken alan deri kanserlerinin farklı tipleri vardır. Bunların bir kısmı yıllarca iyileşmeyen yaralar şeklinde olup, uzak organlara yayılım yani metastaz yapmazken; bir kısmı ise erken yakalanmadığı takdirde birkaç yıl içinde ölümle sonlanabilmektedir. Ayrıca doğumsal veya sonradan oluşan bazı benlerin melanom adı verilen ölümcül deri kanserine dönüşümlerinde de güneş ışınlarının önemli etkileri vardır.

UV ışınlarının erken ve geç dönem zararlı etkilerinden korunmak veya en aza indirgemek mümkündür. Bu amaçla temel bazı önlemlerin alınması gerekir. Bunların başında uygun giysiler ile zararlı ışınlardan korunmak gelir. Geniş kenarlı şapkalar, sıkı dokunmuş renkli giysiler ve uygun güneş gözlüklerinin kullanılması uygun olur. En önemli temel kural ise güneş ışınlarının yeryüzüne yoğun geldiği saatler olan 11 ve 15 arası güneşe çıkılmamasıdır. Yaz aylarında herkesin ve özellikle yüksek risk grubunda olan açık tenli kişilerin günörtüsü (sunscreen) olarak bilinen güneş ışınlarının zararlarını azaltan koruyucu kremleri kullanmaları gerekir. Piyasada mevcut olan pekçok günörtüsünün üzerinde etkinliğini gösteren güneşten koruma faktörü (SPF) numaralarla belirtilmektedir. Yaz aylarında mutlaka koruma faktörü en az 15 (SPF:15) olan ürünler kullanılmalı, hatta açık tenli kişilerde bu faktörün 30 veya daha üzeri olmasına dikkat edilmelidir.

Güneş ışınlarından koruyan günörtülerinin fiziksel ve kimyasal yapıda farklı tipleri mevcuttur. Son yıllarda UVA ve UVB ışınlarının her ikisini de engelleyen gelişmiş tipleri piyasaya sürülmüştür. Ancak bunların da su ile temas ve terleme durumunda etkilerinin azalacağı unutulmamalı ve kısa aralıklarla yinelenmelidir. Ayrıca bu ürünlerin deride gerginlik, kuruluk ve alerjik reaksiyonlar oluşturabilme ve akne, komedon geliştirebilme gibi yan etkileri mevcuttur.

Sonuç olarak çocukluk dönemi başta olmak üzere herkesin yaşamının bütün dönemlerinde güneşten bilinçli bir şekilde korunması gerekir. Kısa süreli güneşlenme, uygun güneşten koruyucu kullanma ve güneş yanığı oluşturmadan güneşten kaçınma korunmanın temel kurallarıdır.

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Güneşe Meydan Okunmaz

Güneşe Meydan Okunmaz

——————————————————————————–

Hazırlayanlar: Dr. Meteor.Yük.Müh. Serdar Bahadır
Prof. Dr. M. Zeki Karagülle, İstanbul Üniversitesi. İstanbul Tıp Fakültesi, Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı

Güneşte üretilen ve uzayda her yöne yayılan, çok büyük miktardaki enerjinin bir bölümü , ya doğrudan ya da atmosferde saçılarak yeryüzüne ulaşır. Yeryüzündeki yaşamın ana kaynağı olan güneş enerjisi farklı dalga boylarında olup; kısaca UV (mor ötesi ), görünür ve IR (kızıl ötesi ) ışınlar olarak ayrılabilir. Güneşten gelen enerjinin insanlar üzerine etkileri de bu dalga boylarına göre farklılık gösterir.

Güneş ışınlarının yere ulaşan, ısıtıcı etkiye sahip kısımları ( en fazla IR ve IR’ ye yakın olan görünür ışın kısmında ) çeşitli yüzeyler tarafından soğurulur ya da yansıtılır. Güneşten gelen enerjinin soğurulması sonucunda yüzeyin sıcaklığı yükselir. Isınan ve kendisi de yeni bir ısı kaynağı oluşturan yüzeyler üstündeki havayı ve çevresindeki diğer maddeleri ısıtmaya başlar. Bir siper içinde, gölgede ölçülen ve hava durumu raporlarında verilen hava sıcaklığı 25 -35 º C arasında seyrederken; bulutsuz havada beton bir yüzeyin 1 metre kadar üzerinde, güneşe yönlendirilmiş küresel güneş termometresinin gösterdiği sıcaklıklar, yaklaşık olarak 60-70 º C seviyesindedir. Bu demektir ki, güneş ışınlarına doğrudan maruz kalan insanlar hem güneşin hem de ısınmış beton ve asfalt yüzeylerin ısıtıcı ışınlarına hedef olmaktalar. Beton ve asfalt oranının çok yüksek olduğu kentlerimizde yaşayan insanlar, kırsal alanlarda yaşayanlara göre daha fazla ısı yüküne maruz kalmaktalar. Bunun ana nedeni kentlerimizde gölgelenmiş (doğal veya yapay) alanların az olmasıdır. Özellikle nemli, sıcak ve rüzgarsız hava koşullarında ( bunaltıcı sıcak ), güneşte kalma süresine de bağlı olarak, insanlarda halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, çalışma isteğinin azalması, kaslarda kramplar, bayılma gibi sağlık sorunlarının yanı sıra şiddetli ısı çarpması (heat stroke) sonucunda şuur kaybı, inme ve ölüm olayları da görülebilmektedir. Açık renk, sentetik olmayan bol giysiler ve şapka kullanmak bunların yanı sıra bol sıvı almak sıcak strese (aşırı ısı yüküne) karşı alınabilecek en basit korunma yöntemleridir. Ancak en radikal önlem, güneşin en etkin olduğu özellikle 10.00-16.00 saatleri arasında gölgede kalmak veya güneşte kalınan süreyi kısaltmaktır.

Güneşten gelen enerjinin içinde UV ışınları % 6.3 gibi küçük bir paya sahip olmasına rağmen, farklı dalga boylarında önemli biyolojik etkileri (anti-bakteriyel etki, D vitamini sentezi, eritem oluşumu ve albümin koagülasyonu vb.) olduğu bilinmektedir. Yeryüzüne ulaşan UV ışınlarının büyük bir kısmını dalga boyu 315-400 nanometre ( 1nm.= 10-9 m. ) olan UVA ışınları oluşturmaktadır. Yerden yüksekliği yaklaşık olarak 15-40 kilometreler arasında yer alan ozon (O3) tabakasının, çeşitli kimyasallar tarafından bozulması sonucunda yeryüzüne zararlı UVB (dalga boyu 280-315 nm ) ışınlarının geldiği öngörülmektedir. UVB’nin büyük bir kısmı ve çok daha tehlikeli olan UVC’nin (dalga boyu

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kozmetikler , Sağlık ve Kozmetoloji

Kozmetikler , Sağlık ve Kozmetoloji

——————————————————————————–

Hazırlayan :P rof. Dr. Nilgün Atakan
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Deri bilindiği üzere organizmayı dış etkenlere karşı koruyan, bunun yanısıra sıvı ve ısı dengesini sağlayan, sekretuvar (salgı yapan), duysal ve immünolojik pekçok işlevi olan kompleks bir organdır. Şüphesiz bu çok sayıda işlevlerin dışında yumuşak, temiz ve pürüzsüz görünümü ile estetik açıdan da büyük önem taşır. Fiziksel görünümün herkes için önemli olduğu, hoş ve güzel görünümün insanların kendini daha iyi hissetmelerini sağladığı bir gerçektir. Bu gerçekten yola çıkarak dermatologlar da deriyi sadece bir organ olarak görmemekte, estetik yönünü de çok iyi değerlendirmektedirler. Derinin bu yönüyle ilgilenen kozmetoloji bilim dalı da dermatolojinin yan dallarından birini oluşturmakta ve giderek önem kazanmaktadır.

“Look good……Feel Better” (iyi görün…iyi hisset) bugün Amerika’da tüm radyoterapi(ışın tedavisi) ve kemoterapi(ilaç tedavisi) alan kanser hastaları için CTFA ( The Cosmetic, Toiletry and Fragrance Association ) , American Cancer Society ve National Cosmetology Association işbirliği ile yürütülen çok kapsamlı bir programdır. Bu program çerçevesinde kanser hastalarında tedavi ile ortaya çıkan saç kaybı, pigmentasyon değişiklikleri ve diğer kozmetik problemlere çözümler önerilmekte ve uygulanmaktadır. Kozmetik kamuflaj vitiligo (ala), skar (nedbe) oluşumu, pigmentasyon (renk) bozuklukları ve alopesi(kellik) gibi deri ve deri eklerinin görünümünü etkileyen hastalıkların tedavisi sırasında veya sonrasında uygulanması gereken özel yöntemlerdir. Bir dermatolog deri kanserlerinin çıkarımı sonrasında oluşan skarlar, çıkarılması olanaksız nevüs (ben) ve hemanjiomların veya telenjiektazilerin (damar genişlemeleri) kapatılabilmesi ve oluşan asimetrilerin kısmen gizlenebilmesi için bu teknikleri bilmek zorundadır. Diğer yandan sağlıklı deriyi korumak, uygun bakımla fotoyaşlanmayı geciktirmek ve deride oluşan yüzeyel kırışıklıkları giderebilmek günümüzde uygun kozmetiklerin kullanımıyla mümkün olabilmektedir.

Kozmetikler, “ insan vücuduna sürülen, serpilen veya sprey şeklinde uygulanan temizleme, güzelleştirme, çekiciliği arttırma veya görüntüyü değiştirme amacıyla kullanılan maddeler” olarak tanımlanırlar. Bu maddeler kesinlikle ilaç etkinliği fonksiyonu ve hastalık giderici özellik taşımamalı ve deride herhangi bir yapısal ve fonksiyonel değişikliğe yol açmamalıdırlar.

Kozmetikler çok geniş yelpazeye sahip, toplumun hemen her kesiminde günlük yaşamla içiçe olan tüketim ürünleridir. Derinin temizliğinde kullanılan sabunlar, pudralar ve şampuanlar başta olmak üzere çeşitli makyaj malzemeleri, parfümler, deodorantlar günde birkaç kez tatbik edilirken, saça renk ve şekil vermek için kullanılan ürünler yılda birkaç kez tatbik edilerek kullanılırlar. Deri ve deri eklerine tatbik edilen bu maddelerin en önemli amacı derinin fizyolojik özelliklerini değiştirmeden güzelleştirmek ve korumaktır. Ancak bu grupta yer almakla birlikte OTC olarak kabul edilen bazı kozmetik preparatlar vardır. Bu ürünler farklı hedef noktalarında değişikliklere yol açarak etkilerini gösterirler.Bunlar lipid tabakasını etkileyen ajanlar (antiseboreik ürünler), stratum korneumu etkileyen ajanlar (nemlendiriciler) ,melanositleri(deriye renk veren hücreleri) hedef alan pigmentojenik (renklendirici) ürünler, terbezlerini hedef alan antiperspiranlar ve hipodermisi(deri altı dokusu) hedef alan zayıflatıcı ve inceltici ajanlar olarak sayılabilirler. Kozmesötikler arasında ise minoksidil içeren saç losyonları, AHA (alfa-hidroksi-asid) içeren kremler ve losyonlar, retinoik asit içeren krem,losyon ve jeller sayılabilir ve bu ürünler bir dermatolog önerisi ile kullanılmalıdır.

Kozmetiklerin deri sağlığında kullanımı 3 temel aşamadan oluşur.
1) Deri temizliği 2) Derinin nemlendirilmesi 3) Deri bakımı.

Deri temizlik ürünleri
Deri sağlığında kozmetik kullanımının büyük önem taşıdığı kabul edilmektedir. Deri sağlığı ve bakımı düzenli bir temizlik ile başlar. Derinin özellikle yüz derisinin günlük temizliğinde yaygın olarak kullanılan ürünler sabunlardır. Bunun dışında lipid içermeyen temizleyiciler, temizleme kremleri, astrinjenler ve tonikler, eksfolyantlar, abraziv scrublar ve temizleme maskeleri de kullanılmaktadır.
1.Sabun ve temizleyici barlar: Derinin normal pH’sı hafif asidiktir (pH 5-5.5). Oysa genelde tüm sabunlar alkali pH taşırlar. Bu nedenle kullanılan standart sabunlar deride pH değişikliğine ve sudaki kalsiyumdan yağ asit tuzlarının çökmesine neden olarak deride irritasyon (tahriş), kuruluk ve çatlamaya yol açarlar. Ayrıca alkali pH’da deride patolojik mikroorganizmaların kolonizasyonunda artış olmaktadır. Bu nedenlerle klasik standart sabunlara alternatif olarak pH’sı deri pH’sına göre modifiye olan ( pH 5-6 ) sentetik deterjan barlar üretilmiştir. Naturel pH’da olan bu sabunlar deride irritan (tahriş edici) etki oluşturmazlar.
2. Lipid (yağ) içermeyen temizleyiciler: Su ve sabun kullanmadan deri temizliği yapan likid(sıvı) ürünlerdir. İsminden de anlaşılacağı üzere yağ içermezler.İçeriklerinde su, gliserin, setil alkol ve bazen propilen glikol vardır. Kuru deriye tatbik edilir, köpürtülerek kısa süre bekletilir ve havlu ile silinerek temizlenir. Kullanım sonrasında ardında ince bir nemlendirici film tabaka bıraktığından özellikle hassas ve kuru cildi olanlar için önerilmektedir.
3. Temizleme kremleri: Yüze temizleme ve nemlendirme amacıyla tatbik edilirler. Aşırı kuru ciltler için önerilmektedirler. Su, mineral yağı, vazelin ve mum içeren temizleme kremlerinin bilinen en klasik örneği cold cream’ dir.
4. Astrinjen ve tonikler: Astrinjen ve tonik, yağ giderici ve ferahlatıcı özellik gösteren alkol içeren ürünler için kullanılan eşanlamlı terimlerdir. Genellikle bir bar sabunla temizlik sonrasında kullanılması tavsiye edilir. Çeşitli kozmetik firmalarının farklı isimlerle sunduğu ürünler arasında Tonique Fraicheur, Clarifying Lotion, Scruffing Lotion, Controlling Lotion, Protection Tonic sayılabilir. Genellikle alkol içeren astrinjenler yağlı ancak intak (deri lezyonu olmayan) cilde uygulanabilirler. Özellikle akne oluşumuna yatkın yağlı cilt temizliğinde önerilmektedirler.
5. Eksfolyantlar: Stratum korneumda keratolitik (nedbe dokusunu eriten) özellik gösteren, genellikle salisilik asit içeren astrinjenlerden oluşur. Ölü hücrelerden oluşan deri yüzey tabakasını temizleyerek, cilde daha canlı bir görünüm verir. Bu etkisiyle komedon (siyah nokta) oluşumunu azalttığı için daha çok akne oluşumuna yatkın yağlı cildi olan kişilerde tercih edilmektedir.
6. Abraziv scrublar: Krem baz içerisinde stratum korneumun(derinin en üst tabakası) üst tabakalarını gideren sünger veya granül içeren mekanik soyucu ürünlerdir. İrritan (tahriş edici) kimyasal ajan içermezler. Ancak sık ve uzun süreli tatbik edildiğinde epitelyal hasara yol açabilirler. Haftada bir kez yağlı ciltler için önerilmektedir. Akne oluşumuna yatkın yağlı cildi olanlar daha sık aralıklarla kullanabilirler.
7. Temizlik maskeleri: Genellikle yüze uygulanan bu maskelerin amacı derinin özellikle porların(gözeneklerin) daha derin temizliğini sağlamaktır. Yüz maskeleri üç farklı formdadır. Pudra maske veya pasta maskeler kaolin, bentonit veya alüminyum magnezyum silikat üzerine çinko oksit veya peroksit astrinjen olarak eklenerek hazırlanır. Ayrıca içine benzoil peroksit ilave edilerek akne tedavisinde kullanılan maskeler de üretilmektedir. Bu maskeler yüze parmaklar veya fırça yardımıyla sürülür, 20-30 dakika sonra su ve sabun ile temizlenir. Film maskeler ise likid veya jel şeklindedir. Tatbik edildikten 20-30 dakika sonra bir film tabaka oluşturarak kurur. Kuruduktan sonra hafifçe ovularak temizlenir. Vinil bazlı yüz maskeleri olarakta bilinen bu maskeler polivinil alkol ve vinil asetat içerirler. Yağı absorbe etmezler, daha çok yağsız ve kuru ciltlere önerilmektedirler.

Temizlik maskeleri günümüzde derin cilt temizliğinde yaygın olarak kullanılan ürünlerdir. Kullanımında ortaya çıkabilecek en önemli yan etkiler irritan ve allerjik kontak dermatit gelişimidir. Bu nedenle yüz maskelerinin bir sağlık kuruluşunda dermatolog gözetiminde uygulanması önerilmektedir.

Nemlendiriciler
Derinin en üst tabakasını oluşturan stratum korneumun yaklaşık %10-13, ünü su oluşturur. Bu tabakadaki su içeriğinin azalması deride kuruluk, çatlama ve kaşıntıya yol açmaktadır. Stratum korneumun su içeriğindeki azalma yani transepidermal(deri yoluyla) su kaybı (TESK) süreklidir. En basit yolla yani deriden buharlaşma ile kaybedilen su alt epidermal ve dermal tabakalardan desteklenir. Ancak sık banyo, aktinik hasar (güneş ışığına bağlı hasar) veya deri yaşlanması sonucu TESK artmakta ve deride kuru, pürüzlü ve kepekli bir görünüm ortaya çıkmaktadır. Deri kuruluğu birbiriyle örtüşen üç nedene bağlıdır.
1) St. korneumun su içeriğinin azalması (TESK)
2) Epidermal yenilenmenin artması. Aktinik veya kimyasal bir hasar sonrasında oluşan inflamatuvar proçese (iltihabi olayı) sekonder epidermal yenilenme süreci hızlanır. Keratinositler yeterince diferansiye olamazlar(değişime uğramazlar) ve lipid üretimini gerçekleştiremezler. Sonuçta koruyucu bariyer olumu engellenir.
3) Bariyer harabiyeti. Genellikle sık banyo veya fazla miktarda sabun, deterjan kullanımıyla ortaya çıkar.
Nemlendiricilerin esas görevi stratum korneumun (derinin üst tabakası) rehidrasyonunu (tekrar nemlenmesini) sağlamaktır. Derinin nemlendirilmesinde dört temel yöntem vardır.
1. TESK geciktiren örtücü yağlar: Transepidermal su kaybını geciktiren çok sayıda kimyasal ajan mevcuttur. Bunlar arasında hidrokarbon yağlar ve mumlar ( vazelin, mineral yağlar, parafin ve skualen), bitkisel ve hayvansal yağlar, yağ asitleri (lanolin asit, stearik asit), yağ alkolleri (lanolin alkol, setil alkol), polihidrik alkoller (propilen glikol), mum esterleri (lanolin, balmumu, stearil stearat), bitkisel mumlar, fosfolipidler (lesitin), steroller (kolesterol) sayılabilir. Bu ürünlerin yağ içinde su ve tekrar su içinde emülsifiye (çözelti) edilmiş ( w/o/w ) formları üstün hidrasyon yeteneğine sahiptir.
2. Atmosferden nem çeken humektanlar: Bunların özelliği atmosferde nem oranı yüksek olunca havadan, düşük olunca epidermisin derin tabakalarından veya dermisten su çekerek st. korneumun hidrasyonunu sağlarlar. Doğal nemlendirici faktör ( Natural moisturizing Factor= NMF) terimi ile st. korneumda higroskobik ve hidrosoluble (suda çözünebilen) ve muhtemelen hücre membran lipidleriyle çevrili olan maddeler kastedilmektedir. Bu maddeler st. korneumda su tutulumunda oldukça önemli rolleri olan maddelerdir. Bunların yokluğunda st. korneum %25 su ve %65 oranında elastisite kaybına uğramaktadır. Bunlar arasında sayılan pirolidon karboksilik asit en önemli komponenttir. Epidermisteki glutamik asitten sentezlenir ve %3-5 konsantrasyonda hidrasyon etkisine sahiptir.Diğer komponentleri üre ve laktik asittir. Bu tür etkiye sahip diğer humektanlar arasında gliserin, propilen glikol, sorbitol, glikozaminoglikanlar ( hyaluronik asit, kondroitin sülfat) , kollajen ve elastin yer almaktadır.
3. Bariyer görevi yapan hidrofilik maddeler: Bu tür nemlendiriciler st. korneumun nem oranını arttırarak deriye daha gergin ve pürüzsüz bir görünüm sağlar ve deri yüzeyinde ince bir film tabaka oluşturarak, yapay bir lipid manto oluşturur. Böylece deriyi hem dış etkenlere karşı korur, hem de doğal bir parlaklık sağlar. Hyaluronik asit yüksek molekül ağırlıklı yeni bir hidrofilik şekillendirici olarak bazı pahalı nemlendiriciler içinde yer almaktadır.
4. Güneşten koruyucular ( Gün örtüleri ): Özellikle aktinik (güneş ışığına bağlı) deri hasarını ve dolaylı olarak su kaybını önleyen ajanlardır. Günümüzde kullanılan çoğu nemlendirici ve bakım ürünlerinin içinde ek olarak güneşten koruyucu özelliklere sahip maddeler bulunmaktadır. UV ile birlikte görünür ışığı da yansıtarak koruma işlevini yerine getiren fiziksel gün örtüleri daha çok titanyum dioksit ve çinko oksit içerirler. Ancak kozmetik olarak kullanımları sınırlıdır. Kozmetik ürünleriçinde daha çok UVA ve UVB yi absorbe eden kimyasal gün örtüleri kullanılmaktadır. Bunlar arasında yer alan ve en yaygın olarak kullanılan maddeler benzofenon türevleri ve sinnamatlardır. Deriye iyi tutunan ve suyla çıkmayan bir taşıyıcı ile dayanıklılığı arttırılabilir. Etkinlikleri güneşten koruma faktörü ( Sun Protection Factor=SPF) olarak bilinen bir ölçümle değerlendirilmekte ve sayı büyüdükçe koruma etkinliği de artmaktadır.

Deri bakım ürünleri
Yüz bakım ürünleri: Yüz kremleri genellikle su içinde yağ şeklinde ( oil-in- water o/w ) veya yağ içinde su ( water-in-oil w/o ) olarak iki temel formülasyonda hazırlanır. W/o formülasyonda olan ürünler yüze tatbik edildiklerinde ılık ve yağlı bir etki bırakırlar. Bunlar kuru ciltler için daha uygundur, ayrıca güzelleştirici ve onarıcı özellikteki bakım ürünleri de bu şekilde hazırlanır. O/w formülasyondakiler ise deride serinletici bir his yaratan ve yağlı görünüm vermeyen ürünlerdir. Genellikle günlük nemlendiriciler ve bakım ürünleri bu şekilde hazırlanırlar. Gündüz kullanılan nemlendiriciler daha ince bir yapıya sahiptirler ve mineral yağı, propilen glikol ve su içerirler. Gece kremleri ise daha yoğundurlar ve mineral yağı, lanolin alkol, vazelin ve su içermektedirler.

Bu kategoride yer alan deri bakım ürünlerinin farklılığı ürünlere eklenen değişik koku, ekzotik yağlar, vitaminler, protein ve aminoasitlerle oluşmaktadır. Ayrıca nemlendiriciler ve cilt bakım ürünleri deri tipine ( yağlı, normal, kuru ) uygun olarak hazırlanmakta ve üretilmektedir.

Normal ve az yağlı ciltlerin bakımı: Bu amaçla kullanılan ürünler genellikle su, mineral yağlar, propilen glikol ve çok az miktarda vazelin veya lanolin içerirler. Bu tür nemlendiriciler içine güneşten koruyucu maddeler de eklenirse ( sinnamat enyaygın olanıdır ) bu ürünler hem kırışıklık önleyici (Anti- Wrinkle Daily Moisture Cream/Lotion), hem koruyucu ( Multi-Protective Day Cream / Immunage UV Defense Cream ), veya spor kremler (Sportwear Tinted Day Cream) ibareleriyle satışa sunulmaktadırlar.

Yağlı ciltlerin bakımı: Doğal olarak yağ içermeyen veya az miktarda hafif yağlar içeren ürünler ile yapılmaktadır. İçeriklerinde ağırlıklı olarak su ve propilen glikol vardır. Ayrıca bu ürünlerin nonkomedojenik (siyah noktaları önleyen) olmaları ve ciltte parlaklık oluşturmamaları gerekmektedir. Bu amaçla yağlı ciltler için hazırlanan bazı ürünlere pudra, nişasta ve kil gibi yağ emici maddeler eklenmektedir. Bu tür ürünler piyasada genellikle ( Oil Control Moisture Cream/ Lotion ) olarak bulunurlar.

Kuru ciltlerin bakımı: Mutlaka en uygun olan nemlendirici ve bakım ürünleri ile yapılmalıdır. Derideki dehidratasyona bağlı gelişen kırışıklıklar, kepeklenme ve bazen kaşıntı bu kişileri sık sık yüzlerine bir krem sürmeye zorlar. Ancak nemlendirici ürünlerin çoğunun içinde bulunan propilen glikol primer irritasyona (birincil tahriş etkisine) bağlı olarak derinin bütünlüğünün bozulduğu durumlarda yanma ve batma hissine yol açar. Genellikle bu durum allerjik bir reaksiyon olarak değerlendirilir ve kişiyi değişik arayışlar içine sokar. Oysa hafif bir irritan kontakt dermatit(tarişe bağlı cilt reaksiyonu) tablosu olan bu durum propilen glikol içermeyen bir ürünün kullanımıyla ortadan kalkacaktır. Deride bu tür yangıya yol açabilecek diğer katkı maddeleri benzoik asit, sinnamik aist bileşikleri, laktik asit, üre, formaldehit ve sorbik asittir.

Olgun ciltlerin bakımı: Genellikle uygun nemlendiricilerin yanısıra deride düzenleyici, yenileyici ve güzelleştirici etki sağlayan bazı maddelerin ilave edildiği bakım ürünleri ile yapılmalıdır. Olgun ciltlerde kullanılan nemlendiriciler su, mineral yağ, propilen glikol ve daha fazla miktarda vazelin veya lanolin içerirler. Bakım amacıyla kullanılan ürünler içinde ise pekçok katkı maddesi bulunmaktadır.

Bu katkı maddelerinden en popüler olanları kollajen / kollajen amino asitleri, keratin / keratin amino asitleridir. Ayrıca hidrolize proteinler, elastinler ve mukopolisakkaritler yaygın olarak kullanılırlar (Age Zone Night Energizer, Anti-Age Daytime Skin Treatment, Colagen Complex Lotion). Bazı ürünlerde doğal vücut yağı olan skualen vardır (Triple Creme Skin Rehydrator). Bazı ürünlere ise dermal kollajeni düzenleyici ve güçlendirici etkisi olan hyaluronik asit eklenmektedir (Night Repair Cellular Recovery Complex).

Vitaminler özellikle yüz bakım kremlerinde yaygın olarak kullanılan bir diğer katkı maddesidir. Sıklıkla pantotenik asit veya B vitamini kompleksleri değişik kimyasal formlarda ( pantenol, pantetin, pangamik asit ) kullanılırlar. B vitamininin deriye penetrasyonu tartışmalı olmakla birlikte yüksek B vitamini içeren arı poleni ve jeli özel bazı ürünlere katılmaktadır. A, C ve D vitamini de bazı kremlerin içeriğinde yer almaktadır, ancak topikal vitaminlerin yararı kanıtlanamamıştır. E vitamini ise perkütanöz absorbsiyonu (deriden emilim) arttırıcı ve antioksidan etkili bir katkı maddesi olarak günümüzde pekçok kozmetik üründe yer almaktadır. Son yıllarda tıbbi yararları kanıtlanmamakla birlikte özel ve pahalı bazı bakım ürünlerinde deniz bitki ekstreleri de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bu grupta yer alan ürünlerin bir kısmında etken maddeler lipozomlarla taşınmaktadır. Bilindiği üzere lipozomlar çeşitli fosfolipidlerden oluşan, çift membranlı veziküler yapılardır. Doğal, sentetik veya yarı sentetik formdadırlar. Kozmetik ürünlerde genellikle sentetik formda kullanılırlar. Membranlarının st. korneumun ara madde lipidlerine çok benzemesi ve küçük moleküler yapıları nedeniyle deriye kolayca geçerler. Kozmetolojide esas kullanılma nedeni bakım ürünlerindeki lipozomlarla zenginleştirilen etken maddelerin daha derin katlara kısa sürede ve eşit dağılımlı olarak taşınabilmesidir.

Yaşlı ciltlerin bakımı: Deride ilerleyen yaşla birlikte belirgin bazı değişiklikler ortaya çıkar. Epidermal ve dermal incelme, epidermal yenilenme sürecinin uzaması, epidermal ve dermal hücrelerin sayı ve aktivitelerinde azalmanın yanısıra temel yapıyı oluşturan glikozaminoglikan ve proteoglikanlar gibi mukopolisakkaritler de azalır. Kollajen liflerin miktarı azalır ve yapısı bozulur. Elastik liflerde kalınlaşma ve parçalanmalar oluşur. Sonuçta deri pörsür, sarkar ve kırışır. İntrensek veya gerçek yaşlanma olarak bilinen bu durum genler ile planlanmış doğal bir süreçtir ve engellenemez. Ancak çeşitli çevresel etkenlerin bu doğal süreci arttırdığı, hızlandırdığı veya erken başlattığı bilinmektedir.Deri yaşlanmasını hızlandıran çevresel etkenlerin başında solar radyasyon (UV) gelir.. Fotoyaşlanma olarak bilinen bu tablo, beklenenden daha erken dönemde derin ve üst dermiste elastik liflerin harabiyeti ile ortaya çıkmaktadır. Deride kalınlaşma, kabalaşma ve daha derin kırışıklıklar oluşur. Bu bulguların yanında deride kuruluk, aktinik keratoz, düzensiz pigmentasyon, lentigolar, telenjiektaziler ve sebase hiperplazi görülür. Fotoyaşlanma yaşa bağlı gelişen kozmetik problemlerin en önemli nedenidir ve engellenebilir.

Fotoyaşlanmayı engellemenin en kolay ve emin yolu, erken yaşlardan itibaren günörtüsü içeren uygun nemlendiricileri düzenli olarak kullanmaktır. Titanyum dioksit, talk, kaolin ve benzeri maddeleri içeren fiziksel gün örtüleri UV ile birlikte görünür ışığı da dağıtıp yansıtarak koruma işlevini yerine getirirler, ancak kullanımları sınırlıdır. Benzofenon türevleri, sinnamat içeren kimyasal günörtüleri ise kozmetik kullanıma daha uygundurlar. Deriye iyi tutunan ve suyla çıkmayan taşıyıcılar ile dayanıklıkları arttırılabilir. Yaz aylarında koruma faktörü yüksek ( SPF 15-30 ) gün örtüleri kullanılmalıdır.

Gelişen fotoyaşlanmanın istenmeyen belirtilerini yok etmek veya geriletmek günümüzde bazı yöntemlerle mümkün olmaktadır. Tretinoin içeren krem, jel ve solüsyonların topikal kullanımı bu yöntemlerin en etkili ve güvenilir olanıdır. Keratinositlerde çoğalmaya yol açarak epidermal incelmeyi azaltmakta ve bu nedenle oluşan kırışıklıklarda belirgin düzelme sağlamaktadır. Kırışıklıklardaki bu objektif düzelme tedavinin 2-4. ayında başlar ve 8-9. ayda en üst düzeye ulaşır.

Alfa-Hidroksi- Asit (AHA) keratinizasyon düzenleyici bir ajandır. St. granülozumun üst kısmındaki deri üst tabaka hücrelerindeki kohezyonu azaltır. Epidermal kalınlaşma, özellikle papiller dermiste mukopolisakkaritlerde artış, elastik fibrillerde düzen ve kollajen dansitesinde artış sağlar. Düşük konsantrasyonlarda ( %3-11) kozmetik deri bakım ürünlerinde kullanılır. Yüksek konsantrasyonlarda ( %20-90) deriyi kimyasal soyma (peeling) işleminde kullanılmaktadır. Kimyasal peeling yüzeyel kırışıklıkların yanısıra yüzeyel akne skarları, seboreik keratozlar ve pigmente lekelerin giderilmesinde de önerilen en popüler kozmetik uygulamalardan biridir. İnflamasyon (iltihap) ve irritasyona (tahrişe) yol açmaması en önemli üstünlüğüdür, ancak bir yan etki olarak özellikle yaz aylarında uygulandığında hiperpigmentasyon (deri renginde koyulaşma) gelişebilir.

Kozmetiklerin yol açtığı istenmeyen durumlar
Kozmetiklerin kullanımı sırasında ortaya çıkabilecek istenmeyen durumların başında ürünlerle oluşan temas dermatiti gelmektedir. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan temas dermatitinin görülme sıklığı % 5-10 arasında değişir. Hem görülme sıklığı açısından hem de oluştuğunda çok dramatik tablolar yaratabildiğinden temas dermatiti, kozmetiklerin neden olduğu en önemli reaksiyon olarak değerlendirilmektedir. Deride irritasyonun veya geç tip duyarlılığa bağlı immünolojik olayların başlattığı bir inflamasyon sonucu ortaya çıkar. Klinik olarak oluştuğu deri bölgesinde eritem(kızarıklık), ödem(şişlik), ve vezikülasyon (su kabarcıkları) gelişir. Lezyonlar kaşıntılıdır, daha sonra sulantı ve krutlanma olur. Şiddetli olgularda ise eritemli zeminde gelişen büller ve erode (su dolu kesecikler) alanlar görülebilir.

Deride temas dermatitine yol açan kozmetikler deri bakım ürünleri (% 25), saç preparatları (%24), yüz makyaj ürünleri (%11), tırnak preparatları (%8), parfümler (%7), kişisel temizlik ürünleri (%4), göz makyaj ürünleri (%4) ve günörtüleri (%3) dir. Kozmetiklerin yol açtığı farklı mekanizmalarla gelişen temas dermatitinde neden saptanamadığında yama (patch) testleri kullanılmaktadır. Tedavide sorumlu ajanın saptanarak uzaklaştırılması gerekir. Daha sonra tablo kortikosteroid içeren kremlerin kullanımı ile düzeltilir. Nadir olgularda reaksiyon şiddetli ise sistemik kortikosteroid kullanımı gerekebilir.

Kozmetik ürünlerin bir kısmında mineral yağlar, vazelin, lanolin gibi komedojenik potansiyel taşıyan maddeler vardır. Bu ürünler ya komedon oluşumuna neden olarak zaten var olan akne lezyonlarının artmasına veya folikülit(kı kökü iltihabı) gelişimine neden olurlar. Kozmetiklere bağlı olarak gelişen akne olgularında herhangi bir tedavi önerilmez. Sorumlu kozmetik kullanımının sonlanması ile tablo kendiliğinden düzelir.

Bazı kozmetiklerin kullanımı ile deride genellikle kalıcı olan pigmentasyon oluşumları görülebilir. Daha çok bazı ucuz parfümlerin kullanımı sırasında UV etkisiyle ortaya çıkar. Deride UV etkisiyle birkaç saat içerisinde eritem, vezikül ve büllerle karakterize bir tablo gelişir ve kalıcı pigmentasyon ile sonlanır. Ayrıca özellikle yaz aylarında uygulanan peeling sonrasında da pigmentasyon gelişebilmektedir.

Derinin sağlıklı, temiz, pürüzsüz ve güzel görünmesi için kullanılan kozmetikler günlük yaşamın vazgeçilmez tüketim ürünleridir. Kozmetiklerden beklenen maksimum yararlanım ancak bilinçli ürün seçimi ve düzenli kullanım ile mümkündür. Toplumun her kesiminde yaygın olarak kullanılan bu ürünler ne yazıkki bilinçsizce tüketilmekte ve deri bakımı ve cilt temizliğine yönelik uygulamalar, ülkemizde uzman olmayan kişilerce ve uygun olmayan koşullarda yapılmaktadır. Böylece yanlış kozmetik kullanımı veya yanlış uygulamalar ortaya çıkabilmektedir.Bu tür sorunların ortadan kaldırılması ve uygulamaların bilimsel boyutta sürdürülmesi amacıyla Tıp Fakültelerinin Dermatoloji Kliniklerinde Kozmetoloji Üniteleri oluşturulmaya başlanmıştır.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Kozmetoloji Ünitesi.
Kozmetoloji deri bakımı, iyileştirilmesi ve deri sağlığının korunmasına yönelik uygulamaları nedeniyle bir anlamda dermatolojinin koruyucu hekimliği sayılabilir. Bilinçli bir şekilde bakımı yapılan ve korunan deride, başta zararlı çevresel koşullardan (U.V, çevre kirliliği ve kimyasal ürünler) kaynaklanan deri kanserleri başta olmak üzere çeşitli deri hastalıklarının oluşumu azalmaktadır. Ayrıca derinin daha iyi görünmesini sağlamak ve deride istenmeyen leke, iz ve kırışıklık gibi oluşumların giderilmesi ve bu amaçla çeşitli yöntemlerin uygulanması kozmetik dermatolojinin uğraşıları arasındadır.

HÜTF Dermatoloji Anabilim Dalına Bağlı Kozmetoloji Ünitesi 1997 yılında Prof. Dr. Nilgün Atakan başkanlığında kurulmuştur ve ünitede uygulanan tüm işlemler Anabilim Dalında görevli öğretim üyeleri, araştırma görevlileri veya onların gözetimleri altında eğitilmiş elemanlar tarafından yapılmaktadır. Uygulanacak işlem ne olursa olsun üniteye başvuran kişiye başlangıçta tam bir dermatolojik muayene yapılmakta ve kozmetik işlem öncesinde dermatolojik açıdan herhangi bir tetkik ya da tıbbi tedaviye ihtiyacı olup olmadığı belirlenmektedir. Gerekli durumlarda hasta dermatoloji Anabilim Dalında tetkik ve tedavisi planlandıktan sonra kozmetoloji ünitesine kabul edilmektedir. Örneğin epilasyon için üniteye başvuran kişi, öncelikle kıllanma artışına sebep olabilecek patolojiler açısından değerlendirilir, gerekli hormonal tetkikleri yapıldıktan sonra işlem uygulanır. Ayrıca her türlü işlem öncesinde başvuranların tümü sistemik hastalık, ilaç kullanımı ya da herhangi bir maddeye alerji öyküsü açısından sorgulanarak uygulanacak işlem için bir sakınca olup olmadığı ya da oluşabilecek yan etkiler öğrenilir. Hastalara gerektiğinde uygulanacak maddelerle alerji testleri yapılmakta ve yan etkiler minimuma indirilmektedir. Kozmetoloji ünitesinde cilt bakımı, myolifting, epilasyon, peeling, dolgu maddesi implantasyonu, Botox injeksiyonları, skleroterapi uygulamaları yapılmakta ayrıca deri bakımı ve uygun ürün kullanımı konusunda bilgi verilmektedir.

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Saç Dökülmesi

Saç Dökülmesi

——————————————————————————–

Hazırlayan : Doç. Dr. Burhan Aksakal
Gazi Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalı

Saçlar hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Her bir saçın yaşam döngüsü vardır. Bunlar yaklaşık olarak üç yıl ya da daha fazla süren aktif dönem, hemen bunu izleyen ve birkaç gün süren geçiş dönemi ve ardından da üç ay kadar devam eden dinlenme dönemidir. Saçlar günde yaklaşık olarak 1/3 mm uzar. Fizyolojik olarak bir gün içinde ortalama 100 kadar saç dökülmesi söz konusudur.

Saç dökülmesini tanımlar mısınız?

Saç dökülmesine tıp dilinde alopesi adı verilir. Saçların insan yaşamı için yaşamsal önemi yoktur ancak çok önemli psikolojik işlevleri bulunur. Özellikle kadınlarda büyük stres yaratabilir.

Saç dökülmesine yol açan etmenler nelerdir?

Saç dökülmeleri nedbesiz (skarsız) veya nedbeli (skarlı) olabilir.

Skarsız olan alopesilerin en sık görülen nedeni androgenetik alopesi lerdir. Saçlarda incelmeyle başlayan hastalık erkeklerde daha şiddetli seyreder. Zemininde ırsi bir yatkınlığın olduğu düşünülmektedir. Tedavisinde bazı hormonal ilaçlar kullanılır. Halk arasında yanlış olarak saçkıran adıyla bilinen önemli bir skarsız alopesi nedeni de alopesi areata dır. Bu hastalığın en sık görülen şeklinde saçlı deride odaklar halinde saç dökülmeleri vardır. Vücudun savunma sistemlerindeki yetersizlik sonucunda bazı enfeksiyon odaklarının tetiklemesiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kendiliğinden de düzelebilen hastalığın şiddetli şekillerinde kortizonlu ilaçlar ve ışık (PUVA) tedavisi kullanılabilir. Bu hastalıklar haricinde Telogen effuvium denilen aktif dönemdeki saçların bir anda ve çok sayıda dinlenme dönemine geçmesi ile gelişen bir tablo vardır. Burada yaygın bir saç dökülmesi olur. Saçlar 3-4 ay içinde incelir ve seyrekleşir. Yenidoğan döneminde ve doğum sonrasında fizyolojik olarak görülebilir. Bundan başka siddetli enfeksiyon hastalıkları, ağır seyirli müzmin hastalıklar, büyük cerrahi girişimler, tiroid bezinin az çalışması, sara hastalığı için kullanılan ilaçlar, hormonlar ve ağır metaller böylesi bir tabloya neden olabilir. Tedavisinde bu tabloya yol açan etmenlerin ortadan kaldırılması esastır. Bunlardan başka demir, protein, çinko eksiklikleri, radyasyon tedavisi, frengi hastalığı ve mantar hastalıkları skarsız saç dökülmelerine yol açabilmektedir. Özellikle kadınlarda saçların arkada topuz yapılması veya güneş gözlüklerinin sürekli olarak bir saç tutacağı gibi kafada tutulmasının da gerginlik tipi alopesiye neden olabileceği unutulmamalıdır.

Skarlı alopesilerde ise saç kökü tahrip olduğundan skarsız alopesilerdeki gibi saçların yeniden gelme olasılığı söz konusu değildir. Şiddetli yaygın kimyasal veya termal yanıklar, deri kanserleri, ışın tedavileri, bazı şiddetli mantar enfeksiyonları ile bazı ciddi dermatolojik hastalıklar sonucunda görülebilirler.

Sonuç olarak ne söylenebilir?

Saç dökülmesi hangi nedene bağlı olursa olsun eğer bir kişi böyle bir durumdan yakınıyor ise hiç paniğe kapılmadan bir Deri Hastalıkları (Dermatoloji=Cildiye) uzmanına başvurmalıdır. Bazen çözümün çok basit olabileceği unutulmamalıdır.

Estetik / Cilt Sağlığı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın