Mustafa Kemal İstasyon’dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O’nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.
Millî Mücadele’deki çete giysili bir kadın, Atatürk’ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
- “Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!”
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar. Okumaya devam et
17 MART 1923 TARSUS
YUGOSLAVYA KRALI
Atatürk, yurdumuzu ziyaret etmekte olan Yugoslav Kralı Aleksandr ile, İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda konuşurken, konuk Kral:
- Ekselans, dedi. Biz Türkleri çok severiz. O kadar çok ki, vaktiyle Birinci Cihan Harbi’nin sonunda Lloyd George Batı Anadolu’yu Yunanistan’a teklif etmeden evvel bize teklif etmişti. Fakat biz Yugoslavlar, Türkleri çok sevdiğimiz için George’un bu önerisini kabul edip Anadolu seferine çıkmadık. Okumaya devam et
YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM
Bir aralık konu İstiklâl Savaşı’na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata’yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı: Okumaya devam et
YORGUNLUK
İzmir Zaferi’nden sonra trenle Ankara’ya dönmüştü. Vali daha önceki istasyonlardan birinde kendisini karşılamaya gitti,
- Nerededir? diye sordu.
- Daha giyinmedi… dediler.
Vali Atatürk’ün ahbabı idi. Biraz teklifsizliğe vurarak kompartıman kapısına kadar gitti,
- Büsbütün çıplak değilsiniz ya efendim… dedi.
- Hayır ceketsizim. İçeri girdi, Atatürk, Okumaya devam et
BUNLAR YAZILMAZSA BEN ANLAŞILAMAM
Yazar ve Gazeteci Falih Rıfkı Atay Atatürk’le ilgili bir anısını anlatıyor:
“Coşkun ve cümbüşlü bir geceden sonra, Çankaya’daki evine gitmiştim. Kendisine dedim ki:
- Şimdiye kadar sizin için ecnebi dillerde yalnız frenkler yazdılar. Biz yanınızdayız. Sizi onlardan daha iyi tanıyoruz. Müsaade eder misiniz, Yakup Kadri ile ben hayatınız ve eserleriniz hakkında bir kitap hazırlasak?
Bilardo istekasını bırakarak yüzüme baktı:
- Dün geceyi yazacak mısınız? Okumaya devam et
TORPİL
Bir tarihte Atatürk, Ege Vapuru ile Mersin’e gitmişti. Dönüşte vapur Fethiye’de durmuş. İlçe’de halk şenlik yaparken, gemilerden havai fişekler atılıyormuş. Kendisine refakat eden Zafer Torpidosu’nda bulunan Atatürk, donanmanın şenliklerini seyrederken, kumandanlardan biri Zafer Torpidosu Kumandanı’na bir torpil atmasını söylemiş.
Torpido Kumandanı:
- Hay hay efendim, demiş, yalnız bir torpilin kıymeti elli bin liradır.
Bunun üzerine Atatürk:
- Vazgeçin torpil atmaktan, bu millet o kadar zengin değildir!…
Ve Torpido Kumandanı’na dönerek: Okumaya devam et
SEN GAZİ’Yİ TANIR MISIN?
Sen Gazi’yi tanır mısın baba?
İhtiyar beni, saçma bir sual sormuşum gibi alaycı bir şekilde süzdü:
- Gazi’yi tanımayan var mı ki? dedi ve ilave etti:
- Ben görmedim ama, her hafta Hacı Bayram Veli Camii’nde cuma namazı kılarmış. Ta göbeğine kadar sakalları varmış. Melek gibi nur yüzlü, peygamber gibi mübarek bir ihtiyarmış!… Okumaya devam et
İŞİNE KARIŞMAYACAĞIM
Eski Bahriye Nazırı ve Milletvekili Rauf Orbay anlatıyor: “Mustafa Kemal Paşa beni Meclis’teki odasına davet etti:
- Rauf kardeşim, dedi, niçin bu görevi kabul etmiyorsun, görüyorsun ki, Meclis senin üzerinde duruyor. Başka birini seçmek istemiyor. Anarşi olacak. Kabul etmeyişinin sebebi ne?
- Söyleyeyim Paşam, dedim. Ben bu vazifeyi kabul edersem, sen yine benim işime karışacaksın. Ben de buna tahammül edemeyeceğim ve çekilmek zorunda kalacağım. Okumaya devam et
ATEŞ HATTINDA
Mustafa Kemal her zaman ateş altında dolaşıyordu. Askerlerin maruz kaldığı her türlü tehlikeyi paylaştığı, etrafında yüzlerce insan öldüğü halde ona bir şey olmuyordu. Bir seferinde yeni kazılan bir siperin önünde otururken, bir İngiliz bataryası üstlerine ateş açtı. Top menzilini bulmaya çalışırken, gülleler de gittikçe yaklaşıyordu. Vurulması, matematiksel bir kesinlik arz ediyordu. Yanındakiler sipere girmesi için yalvarmaya başlamışlardı. O, Okumaya devam et
ZÜLÜFLÜ İSMAİL PAŞA
Biz Harbiye’de okurken bir kış gene böyle çok şiddetli geçiyordu. Mektebin sobaları yanmıyordu. Derdimizi idareye anlatamadık. Arkadaşlar Müdür’e çıkmak için beni seçtiler. Müdür Zülüflü İsmail Paşa… Kendisini görmek için izinler aldım. Huzura çıktık. Evvela Padişah’a, sonra Müdür Paşa’ya dualar ettik. Nihayet soba meselesine geldik. Paşa birdenbire gürledi:
- Soğuk mu? Ne soğuğu? Padişah Efendimizin nimetleri gözünüze dizinize dursun… Okumaya devam et
HARBİYE NEZARETİ
Mağlubiyet tahakkuk etmişti. Harbi yapan kabine mevkiini terk ediyordu. Zihinlerde ve ruhlarda endişe ve ıstırap vardı. Enver Paşa’nın sesi hâlâ kulaklarımdadır; Padişah’a istifasını götürecek Talat Paşa’ya:
- Harbiye Nezareti için Mustafa Kemal’i tavsiye et, Harbiye’ye o gelmelidir… Ondan başka orduyu toplayacak kimse yoktur, diyordu. Okumaya devam et